ENGELLERİ YÜREKLE AŞMAK
Hayat, bazen insana sessiz bir sabah gibi gelir; bazen de üstüne üstüne gelen dalgalarla sınar. Ama öyle insanlar vardır ki, o dalgaların ortasında bile batmaz. Çünkü onların içindeki azim, en sert fırtınayı bile dindirir. Engelli bireylerin yaşamı işte tam da böyledir: Mücadeleyle yoğrulmuş, sabırla işlenmiş, umudun hiç bitmediği bir hayat destanıdır.
Bizim buralarda, Marmara’nın rüzgârı serttir ama insanın kalbi yumuşaktır. Ne var ki hâlâ kaldırımda baston takılır, otobüs rampası açılmaz, bazen de bir çift anlayışlı göz eksik olur. Ama onlar, yani engelleri yürekle aşan insanlar, bunların hiçbirine boyun eğmez. Bastonunu yere vurur, “ben de varım” der. Ekran okuyucunun sesiyle dünyayı dinler, bilgisayar klavyesinde geleceğini yazar. Çünkü bilir ki, engel, bedende değil; ruhta başlar, inançla biter.
Bir görme engelli kardeşimiz düşün; bastonuyla sabah evden çıkıyor. Sokakta çocuk sesleri, arabaların uğultusu, bir köşede simitçi. O, bütün o sesleri bir pusula gibi kullanıyor. Her adımıyla şehirde iz bırakıyor. İnsanların kaldırımda kenara çekilişini hissediyor ama yılmıyor. Çünkü onun yürüyüşü, sadece bir yürüyüş değil, bir yaşam mücadelesi. O baston, onun gözü, onun kanadı, onun özgürlüğü.
Ya da bir tekerlekli sandalyedeki kardeşimizi düşün. Asansör bozuk, merdiven yüksek, rampalar eksik. Ama o durmuyor. Kollarında bir dünya gücü, kalbinde bir dağ sabrı var. Her basamakta, “Ben başarırım” diyor. Çünkü biliyor, pes etmek en büyük engeldir.
Teknoloji ilerledikçe, engeller birer birer çözülüyor. Sesli telefonlar, Braille ekranlar, konuşan saatler, akıllı bastonlar… Artık dünya biraz daha yakın, biraz daha dokunulabilir. Ama unutmamak gerekir: Hiçbir teknoloji, insanın içindeki azmin yerini tutamaz. Çünkü bir bastonun ucundaki cesaret, bir yazılımın sağlayamayacağı kadar derin bir güç taşır.
Bir marangozun elinde testere neyse, bir görme engellinin elinde baston da odur. Bir mühendisin çizdiği plan kadar değerlidir o beyaz bastonun her darbesi. Çünkü o darbelerde, yılların sabrı, inancı, hayat tecrübesi vardır. Her vuruş bir “buradayım” demektir.
Toplum olarak bizlere düşen en büyük görev, engelli bireyleri acınacak insanlar olarak görmek değil, hayatla savaşan kahramanlar olarak tanımaktır. Çünkü onlar, yalnızca kendi engelleriyle değil, toplumun duvarlarıyla da mücadele ederler. Her gün yeniden doğar, yeniden başlarlar. Onların yaşamı, insan iradesinin en saf, en güçlü halidir.
Gerçek engel, gözlerde ya da bacaklarda değil; anlayışsız kalplerdedir.
Gerçek özgürlükse, insanın kendi yolunu kendi yüreğiyle çizebilmesindedir.
Ve bil ki, engelli bireylerin attığı her adım, bir hayat senfonisidir. İçinde sabırın notası, azmin melodisi, umudun ritmi vardır. Her baston darbesinde bir inanç yankılanır. Yeter ki biz dinlemeyi bilelim… Çünkü onların sesi, insanlığa en derin dersi fısıldar:
“Engel yoktur, yeter ki yürek olsun.”
REHBER KOORDİNATÖR, MİLLİ YÜZÜCÜ, YAZAR, BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU, ŞAİR, ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU, BİLGİSAYAR YAZILIMCISI
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
@ keşfet @ öne çıkar @ herkes @ takipçi

