ENGELLİ ADIYLA KURULAN SÖMÜRÜ DÜZENİ: SESSİZLİKTEN BESLENEN BÜYÜK YARA
Türkiye’nin 81 ilinde yüzlerce engelli derneği var; milyonlarca engelli birey ve onlara bağlı ailelerle birlikte dev bir topluluk… Bu kadar büyük bir kitlenin haklarını savunması gereken yapıların önemli bir kısmının, yıllar içinde tam tersine bir işleyişe evrildiği artık saklanamaz bir gerçektir. Çünkü bugün karşı karşıya olduğumuz sorun, yalnızca birkaç yanlış uygulama değildir; çok daha derin, çok daha köklü bir çürümenin sonucudur. Bu çürüme, denetimsizlikten beslenen, sessizlikle büyüyen, umutları ticari bir araca dönüştüren bir sömürü düzenine dönüşmüştür.
Ülke genelinde tabela gibi çoğalan derneklerin büyük bir kısmı, engelli bireylerin haklarını savunmak yerine, engellinin adıyla menfaat elde etmenin yollarını arıyor. Bir derneğin varlık sebebi destek olmakken, bazı yapılar devletten ücretsiz alınabilen hizmetleri para karşılığı pazarlıyor; işe yerleştirme adı altında ücret talep ediyor; kurs, belge, yönlendirme gibi başlıklarla engelli bireyi bir gelir kapısı haline getiriyor. Bu, sıradan bir yanlış değil; insan onurunun doğrudan ihlalidir.
Daha da tehlikelisi, tüm bunların toplumda “normal bir durum” gibi algılanmaya başlamasıdır. Şikâyet eden dışlanıyor, hakkını arayan susturuluyor, sorgulayan engelli birey “problem çıkaran kişi” olarak etiketleniyor. İşte bu sessizlik, bu kabullenmişlik, bu çekingenlik sömürü düzeninin en güçlü kalkanıdır. Çünkü ses çıkmayan yerde istismar büyür, sorgulanmayan yerde haksızlık kök salar.
Denetimin yokluğu bu düzeni besleyen en büyük boşluktur. Her önüne gelenin dernek kurabildiği, birkaç evrakla kendini temsilci ilan edebildiği bir sistemde suistimal kaçınılmazdır. Faaliyet göstermeyen tabela dernekleri, gelir-gider açıklamayan yapılar, rapor tutmayan, hesap vermeyen oluşumlar… Bu tablo, yıllardır denetimsizlik yüzünden büyüyen bir toplumsal yaradır. Ve bu yara artık göz ardı edilemeyecek kadar derindir.
Bugün bazı derneklerin engelli bireyleri işe yerleştirme bahanesiyle para istemesi, bu düzenin en çarpıcı örneklerinden biridir. Bir dernek nasıl olur da engelli bireyden ücret talep edebilir? O dernek zaten bunun için vardır: Destek vermek için, yol göstermek için, hak savunmak için. Görevini yerine getirmeyen bir yapının varlığını neyle açıklayabiliriz? Bu soruların cevabı aslında herkesin bildiği, ama dile getirmeye çekindiği gerçeği ortaya koyuyor: Bu düzen, engelliyi bir hak öznesi olarak değil, bir ekonomik araç olarak görüyor.
Çözüm ise açık ve nettir.
Dernek kurmak kolay olabilir, ama faaliyet göstermek kolay olmamalıdır.
Her dernek, düzenli ve sıkı bir denetimden geçmelidir.
Gelir-gider tabloları yayımlanmalı, faaliyet raporları şeffaf biçimde paylaşılmalı, yönetimlerde engelli bireyler bizzat söz sahibi olmalıdır.
Şeffaflık olmayan yerde güven yoktur; güven olmayan yerde temsil olmaz.
Engelli bireylerin kamu kurumlarına aracısız ulaşabilmesi sağlanmalıdır. Bilgiye erişim kolaylaştırılmalı, süreçler netleştirilmeli, aracı kişi veya kurumların kapladığı alan daraltılmalıdır. Çünkü bilinçli bir birey sömürülemez; haklarını bilen bir topluluk manipüle edilemez.
Bu düzenin psikolojik tarafı da en az hukuki tarafı kadar ağırdır. Engelli bireylerden yıllarca “minnetle kabul etmeleri” beklendi. Oysa minnet, hak aramanın önüne geçtiği anda istismar başlar. Bugün artık susan değil, konuşan; çekinen değil, sorgulayan; bekleyen değil, harekete geçen engelli bireylerin zamanı gelmiştir.
Engellinin adıyla, mücadelesiyle, duygusuyla kimse çıkar sağlayamaz. Bu sömürü düzeni kırılmak zorundadır. Bu mücadele yalnızca bugünün engellileri için değil, yarının çocuklarının, gençlerinin ve yeni nesillerin geleceği için de büyük bir onur mücadelesidir. Hak büyüdükçe adalet güçlenir; adalet güçlendikçe sömürü yok olur; onur korundukça toplum iyileşir.
ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU REHBER KOORDİNATÖR BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU MİLLİ YÜZÜCÜ YAZAR BİLGİSAYAR YAZILIMCISI ŞAİR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
