ENGELLİ BİREYLERİN İSTİHDAM MÜCADELESİNDE GERÇEKÇİ ADIMLARIN ZAMANI GELDİ

ENGELLİ BİREYLERİN İSTİHDAM MÜCADELESİNDE GERÇEKÇİ ADIMLARIN ZAMANI GELDİ

ENGELLİ BİREYLERİN İSTİHDAM MÜCADELESİNDE GERÇEKÇİ ADIMLARIN ZAMANI GELDİ

Yıllardır çeşitli programlar, toplantılar, çalıştaylar düzenleniyor… Protokoller imzalanıyor, kürsülerde umut dolu cümleler sıralanıyor, alkışlar havayı dolduruyor. Ancak sahadaki gerçeklik, o salonlardaki coşkuyla asla uyuşmuyor. Çünkü görme engelli bir birey, “iş arıyorum” dediği anda hâlâ ciddiye alınmıyor, hâlâ yeterli ilgi bulamıyor, hâlâ alaycı bakışlara maruz kalıyor. Sanki görme engelli bir bireyin işe girmesi imkânsızmış gibi davranılıyor.

Oysa sosyal devlet, lafla değil, uygulamayla olur. Sosyal devlet, görme engelli bireyin de işe girmesini, üretmesini, kendi emeğiyle ayakta durmasını sağlar. Kanunlar var, yönetmelikler var ama sahadaki gerçekler çoğu zaman bu metinlerle örtüşmüyor. Özellikle büyükşehir belediyeleri, iş kurumu birimleri, dernekler ve işverenler, kağıt üzerindeki yükümlülükleri ile gerçek hayattaki uygulamaları arasındaki uçurumu kapatmak zorundadır.

Bugün ekonomik koşullar, yalnız engelli bireyi değil, ailesini de derinden etkiliyor. Bir görme engelli bireyin işsiz kalması; sadece evine ekmek götürememesi değil, özgüven kaybı, sosyal hayattan kopuşu ve psikolojik yıpranması anlamına geliyor. Aileler ise çift yönlü bir yükün altına giriyor: Hem ekonomik hem de duygusal… Bu yüzden istihdam artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Sorunların başladığı yer bellidir:
Görme engelli birey, iş görüşmesine gittiğinde çoğu zaman daha kapıdan içeri adım atmadan eleniyor. Ön yargılar, bilgisizlik, ayrımcılık ve “yapamaz” algısı, daha ilk dakikada kaderi çiziyor. Belediyelerin düzenlediği programlara katılıyoruz, konuşmalar yapılıyor, güzel sözler sarf ediliyor ama gerçek hayatta somut bir değişim görülmüyor. Sözlerin değil, adımların atılması gerekiyor.

Peki çözüm nerede?

Çözüm, odaklanmış bir iş birliğinde saklıdır.
Belediyeler gerçek anlamda istihdam seferberliği başlatmalıdır. Engelli kadroları sadece sayı doldurmak için değil, nitelikli çalışma alanları için açılmalıdır. Görme engellilerin görev yapabileceği binlerce iş var ve bu alanlar doğru yönlendirme ile kolayca doldurulabilir.

İş verenler, ön yargılarını bir kenara bırakmalıdır. Çünkü teknoloji, erişilebilirlik araçları ve düzenlemeler sayesinde görme engelli bireyler pek çok alanda yüksek performansla çalışabilmektedir. Bir iş yerinin erişilebilir hâle gelmesi yük değil, yatırımdır. Daha kapsayıcı şirketler daha güçlü toplumsal itibar kazanır.

Dernekler ve ilgili kurumlar ise yıllardır sadece toplantı düzenleyen, fotoğraf çeken, alkış alan bir yapıdan çıkmalı; gerçek anlamda savunuculuk, takip ve denetim yapmalıdır. Engelli bireyin hakkı sadece toplantı salonlarında konuşılmaz; sahada takip edilir, masada savunulur, gerektiğinde hukuki süreçlerle zorlanır.

Ayrıca ekonomik şartlar düşünülerek, görme engellilerin istihdama katılımını artıracak teşvikler güçlendirilmelidir. Evine ekmek götüren bir engelli birey, sosyal hayata katılır, ailesinin yükü azalır ve toplumun üretim gücüne doğrudan katkı sağlar.

Bu çağrı artık bir dilek değil, gerekliliktir. Sadece davet edip konuşturmakla, sadece fotoğraf verip alkış toplamakla olmuyor. Sahada gerçekçi, uygulanabilir ve etkili bir yol haritası çizmek gerekiyor.

Bugün bu mücadele, sadece engelli bireylerin değil, onların ailelerinin, toplumun ve geleceğin mücadelesidir.
Gerçek bir değişim istiyorsak, samimiyetimizi sözde değil, icraatta göstermek zorundayız.

ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU REHBER KOORDİNATÖR BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU MİLLİ YÜZÜCÜ YAZAR BİLGİSAYAR YAZILIMCISI ŞAİR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ