ENGELLİ GERÇEĞİNİN EDEBİYATI DEĞİL, HAKİKATİ VAR
Engelli olmanın çilesini engelli çeker, ama edebiyatını başkaları yapar.
Bu söz, engelli bireylerin sessiz çığlığını, toplumun görmezden geldiği bir gerçeği dile getiriyor. Çünkü engelli olmak; sadece yürüyememek, görememek ya da duyamamak değildir. Engelli olmak, çoğu zaman anlaşılmamaktır.
Bugün ülkemizde binlerce engelli birey, üretmek, çalışmak, kendi ayakları üzerinde durmak isterken; fırsat eşitsizliği, önyargı ve duyarsızlıkla mücadele ediyor. Kimi üniversite mezunu olup evde bekliyor, kimi kamu sınavlarını kazanıyor ama “uygun pozisyon yok” denilerek eleniyor. Birçoğu, yeteneğiyle değil, engeliyle değerlendiriliyor. Oysa bu insanlar sadece bir şans, bir kapı, bir samimi el bekliyor. Onlar, “yardıma muhtaç” değil; sisteme ve vicdana muhtaç hale getirilen bireylerdir.
Ama ne yazık ki, bu insanların sesi olması gereken birçok dernek, görevini unuttu.
Bazı dernekler, tabelasını asıp koltuğuna yaslanmış; hak aramak yerine çıkar peşine düşmüş. Engellinin derdini dinlemeden “biz temsil ediyoruz” diyenler, o temsilin ağırlığını taşımaktan çok uzak. Fotoğraf çektirmekle, sosyal medyada paylaşım yapmakla, bağış toplamakla “faaliyet” yaptığını sanan, ama sahaya hiç inmeyen bu dernekler, artık engellinin önündeki görünmez bir duvar haline geldi.
Engelli birey, iş bulamazken; bazı dernek başkanları yıllardır aynı koltukta oturuyor. Dernekler, amacından sapmış durumda. Hak savunuculuğu, koltuk sevdasına dönüşmüş.
Artık devletin, bu konuda ciddi bir adım atması gerekiyor. Görevini yerine getirmeyen, yıllardır aynı isimlerle dönüp duran, hiçbir projeye imza atmayan dernekler feshedilmelidir.
Engelli bireyin üzerinden siyaset, çıkar, reklam yapan hiçbir oluşum, bu millete fayda sağlamaz.
Ama haksızlık etmeyelim…
Gerçekten çalışan, fark yaratan, engellinin elinden tutan dernekler de var. Onlar, sessiz ama güçlü bir şekilde üretmeye, destek olmaya, farkındalık yaratmaya devam ediyor. İşte bu dernekler, toplumun vicdanını diri tutan, samimiyetle hizmet eden örnek kurumlardır. Onların emeği, diğerlerinin maskesini düşüren en büyük cevaptır.
Engelli bireylerin yaşadığı sıkıntılar, istatistiklerde değil, sokaklarda, evlerde, sessiz odalarda yaşanıyor. Her biri bir hikâye, her biri bir mücadele. Ve artık kimsenin bu hayatları edebiyat konusu yapmaya hakkı yok.
Engelli birey, anlatılmak değil; anlaşılmak istiyor.
Onun isteği sadaka değil, fırsattır. Onun beklediği ilgi değil, eşitliktir.
Devlet, kurumlar, dernekler ve toplum olarak artık samimiyet zamanı.
Engellinin hakkını gerçekten savunan, çalışkan ve üretken yapılar desteklenmeli; koltuk sevdalısı, faydasız kurumlar tarihe karışmalıdır.
Çünkü engelli bireylerin yaşadığı bu hayat, kimsenin reklam aracı değil, ülkenin vicdan aynasıdır.
Ve o aynaya bakan herkes, şunu görmelidir:
Engellinin gücü, bedeniyle değil, azmiyle ölçülür. Onu gerçekten anlayan bir toplum, insanlığın sınavını geçmiş demektir.
ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU – REHBER KOORDİNATÖR – BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU – MİLLİ YÜZÜCÜ – ŞAİR – BİLGİSAYAR YAZILIMCISI – YAZAR
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
