ENGELLİLERİN UMUDUNU SÖMÜREN DERNEKLERİN DEVRİ BİTMELİDİR
Ülkemizde yıllardır engelli bireylerin adına hareket ettiğini iddia eden bazı dernekler, ne yazık ki artık o bireylerin yükünü hafifletmek yerine sırtına yeni yükler bindiriyor. Kâğıt üzerinde “yardım”, “farkındalık” ve “hak savunuculuğu” gibi süslü kavramlarla varlığını sürdüren bu yapılar, sahada çoğu zaman engellinin emeğini, umudunu ve inancını sömüren bir anlayışla hareket ediyor.
Ne acıdır ki bazı dernekler, engelli bireylerin toplumda güçlü bir yer edinmesini istemiyor. Engelli bireylerin istihdam edilmemesi, atama sayılarının gülünç derecede düşük tutulması, yıllardır süregelen bir düzenin göstergesi. Çünkü bilirler ki, kendi ayakları üzerinde duran, ekonomik özgürlüğünü kazanan, bilgiyle donanmış bir engelli birey artık yönlendirilemez, susturulamaz, kandırılamaz. Bu yüzden “az atama, çok protokol” anlayışıyla hareket eden bu yapılar, engellilerin haklarını savunmak yerine, onların ilerleyişini engelliyor.
Daha da vahimi, bu engelleri çıkaranların büyük kısmı yine bizim içimizden, yine bizim adımıza kurulmuş derneklerden çıkıyor. Kendi içimizde çatışmalar yaratan, birbirine düşman eden, kaos ve rekabet ortamı oluşturan yine bu derneklerdir. Birlik olması gereken bir camia, ne yazık ki kendi içinden parçalanıyor. Çünkü bu yapılar, birlikten değil çıkar ilişkilerinden besleniyor.
Bugün bazı dernekler, göstermelik toplantılarla, iki saatlik sözde etkinliklerle “bak biz şunu yaptık, bak biz bunu başardık” diyerek kendilerini alkışlatıyor. Oysa gerçekte ortaya konan hiçbir somut adım yok. Bu dernekler çözüm üretmek yerine problem yaratıyor; proje geliştirmek yerine sahte raporlarla göz boyuyor. Hayatı boyunca engellilerin sırtından geçinen, emeğini sömüren, varlığını onların mağduriyetinden besleyen bu anlayış artık son bulmalıdır.
Yemekli toplantılar, lüks otel etkinlikleri, şarkılı geceler ve bağış çağrılarıyla süslenmiş göstermelik faaliyetler… Ama değişen hiçbir şey yok. Engelli bireylerin umutları azalıyor, emeği ziyan ediliyor, sesi bastırılıyor. Peki, kim kazanıyor?
Koltuk sevdalıları. Makam tutkunu olanlar. “Yardım ediyoruz” görüntüsü altında kendi çıkarlarını büyütenler.
Bu tablo artık değişmelidir. Çünkü engelli camiası uyanıyor. Artık sorgulayan, öğrenen, araştıran, hakkını arayan bireyler yetişiyor. Engelliler artık birer “yardım nesnesi” değil, hak sahibi yurttaş olduklarının farkında. Cahilliğin devri kapanıyor; farkındalık, adalet ve bilinç dönemi başlıyor.
Bugün her engelli birey bilmelidir ki kurtuluş başkasının elinde değil, kendi bilgisinde, emeğinde ve inancındadır. Gerçek güç, bağımsız durabilen bir yürekte saklıdır. Hiç kimse bizi acınacak insanlar olarak gösteremez. Biz hak sahibi yurttaşlarız; haklarımızı kimse lütfetmiyor, biz kazanıyor, savunuyor ve talep ediyoruz.
Devletin, engelli bireyler adına kurulmuş dernekleri ivedilikle denetlemesi gerekmektedir. Gerçekten hizmet üreten, fayda sağlayan, topluma değer katan dernekler yoluna devam etmelidir. Ancak görevini suistimal eden, umut sömüren, çıkar ilişkileri üzerine kurulmuş dernekler derhal feshedilmelidir. Çünkü milletin vergisiyle, engellinin inancıyla varlık gösteren bir kurum, eğer engelliye zarar veriyorsa, onun varlığı yalnızca kâğıt üzerindedir.
Artık devran değişmelidir. Engelli bireyler susturulan değil, konuşan; kandırılan değil, düşünen; ezilen değil, yükselen insanlar olmalıdır.
Sömürüye son, mücadeleye evet. Çünkü bu toplum, sahte tebessümlerle değil, gerçek eşitlikle güçlenecektir.
ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU – BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU – MİLLİ YÜZÜCÜ – REHBER – KOORDİNATÖR – BİLGİSAYAR YAZILIMCISI – YAZAR – ŞAİR
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
