Engelliye değil zihniyete engel koyma zamanı

Engelliye değil zihniyete engel koyma zamanı

ENGELLİYE DEĞİL, ZİHNİYETE ENGEL KOYMA ZAMANI:
BU ÜLKENİN GERÇEK EKSİĞİ ADALETİN EŞİTLİKLE BULUŞAMAMASIDIR

Bu ülkede engelli bireylerin yaşadığı sorunlar öyle yeni değil. Barınmadan eğitime, sağlıktan istihdama, kültür-sanattan ulaşıma kadar uzanan zincirin her halkası yıllardır aynı yerinde paslanıyor. Her yıl yeni projeler, yeni sloganlar, yeni vaatler… Ama sahada sonuç aynı: Kanun kitapları ilerliyor, zihniyet yerinde sayıyor.

Bugün bir engelli birey belediyeye gittiğinde hâlâ “şuraya da bir dilekçe ver, sonra öbür kata çık” muamelesi görüyorsa sorun sistem değil, zihniyettir. Asansör var ama çalıştıracak sorumluluk yoksa, rampa var ama üstüne park eden düşüncesizlik varsa, erişilebilirlik tabelası var ama kapıya konan merdiven yine yerinde duruyorsa… Bunun adı ihmalkârlık değil, köhne bir bakış açısıdır.

Evde bakım desteği yıllardır var deniyor. Peki sahada ne var?
Ailesinden 7/24 bakım beklenen, kendi hayatını askıya almak zorunda kalan anneler, babalar; evde bakım ücretiyle modern köleliğin içine sıkışmış düzen… Neden? Çünkü sistem “bakım”ı bir insan hakkı olarak değil, “yükü hafifletme” olarak görüyor. Bu zihniyet değişmeden hiçbir destek gerçek destek olmaz.

Kurum bakımını güçlendirmekten söz ediliyor ama bugün birçok şehirde aileler hâlâ “boş yer yok” cevabıyla kaderine terk ediliyor. Kiminin şehrinde modern bir tesis var, kimisininkinde temel ihtiyaçların bile karşılanmadığı yapılar… Aynı kanun ama farklı uygulama. Çünkü sorun kanunda değil; uygulamada, denetimde, niyette.

Engelli aylıklarının artırılması konuşuluyor ama gerçek şu:
Bugünün ekonomik şartlarında o aylık, bir bireyin hayatını değil, sadece varlığını sürdürebiliyor. Kira, ulaşım, bakım, sağlık, cihaz, eğitim… Bir engelli bireyin hayatı “normalden daha ucuz” değil ki destek aynı kalabilsin. Ama hâlâ “idare etsin” mantığıyla hesap yapılıyor. Halbuki insan onuru “idare edilecek” bir mesele değildir.

Günümüz örnekleri çok net.
Toplu taşımada engelli rampasını açmak zor gelen şoförler… Görme engelli yoluna döşenen kabartmayı dükkanının önünde “görüntü bozuluyor” diye söktüren esnaf…
Sokakta beyaz bastonlu bir bireyin yanından geçerken “yazık” diye fısıldayıp yardım etmeye bile yanaşmayan insanlar…
İşe alımda CV’sine “engelli” yazdığı için daha görüşmeye çağrılmayan gençler…
Bunlar istisna değil; zihniyetin aynasıdır.

Engellilik tek bir kurumun değil, devletin tüm damarlarının sorumluluğudur.
Eğitimde girişte bariyer koyup içeride “kaynaştırma” dersi anlatmanın anlamı yoktur.
Sağlıkta randevu sistemini erişilebilir yapmayıp sonra “hizmet veriyoruz” demenin samimiyeti yoktur.
Belediyede kaldırımı engelli dostu planlayıp sonra yanına bir direk dikmenin mantığı yoktur.
Turizmde erişilebilir odalar ilan edip sonra odanın banyosuna girilemeyen dar bir kapı koymanın izahı yoktur.

Bu ülkede engelli bireyler artık merhamet değil, hak istiyor.
Acıma değil, eşitlik istiyor.
Bekletilmek değil, hizmet görmek istiyor.
Ve en önemlisi: İnsan yerine konmak istiyor.

Gerçek dönüşüm, yeni kanunlarla değil; yeni bir bilinçle başlar.
Bu ülke engellileri anlamadan gelişemez.
Erişilebilirlik sağlanmadan ilerleyemez.
Zihniyet değişmeden hiçbir şey değişmez.

Engeli olan bedenler değil; engeli olan düşüncelerdir.
Ve toplum, yalnızca düşüncesini değiştirdiğinde büyür.

ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU REHBER KOORDİNATÖR BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU MİLLİ YÜZÜCÜ YAZAR BİLGİSAYAR YAZILIMCISI ŞAİR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ