Erişilebilirlik Hayata Katılmanın Anahtarıdır

Erişilebilirlik Hayata Katılmanın Anahtarıdır

Erişilebilirlik, Hayata Katılmanın Anahtarıdır
Engellilik bir eksiklik değil, sistemin bireye uygun tasarlanmamasıdır. Bir görme engelliye kaldırımsız bir yol sunarsanız onu dışarı çıkmaktan alıkoyarsınız. Bir işitme engelliye altyazısız bir kamu duyurusu yaparsanız bilgiye erişimini engellersiniz. Ya da tekerlekli sandalye kullanan bir bireye merdivenli bir bina sunarsanız onu toplumun dışına itersiniz. Yani engel, insanın bedeninde değil; toplumun bakışında ve planlamasındadır.
Erişilebilirlik; herkesin aynı ortamda, eşit şekilde var olabilmesi için gerekli bir köprüdür. Bu sadece bir rampa, bir asansör veya bir sesli sinyal değildir. Bu, bir insanın “ben de varım” diyebilmesi için verilen fırsattır. Bir kaldırımı herkes için güvenli hale getirmek, bir toplu taşıma aracını sesli ve görsel uyarılarla donatmak ya da bir bilgisayar yazılımını ekran okuyucularla uyumlu yapmak, aslında toplumun kalitesini yükseltir. Çünkü erişilebilirlik sadece engellilerin değil, yaşlıların, çocuk arabası kullanan ebeveynlerin, hatta geçici sakatlığı olan bireylerin de yaşamını kolaylaştırır.
Bir düşünün; sabah işe gitmek için evden çıkan bir görme engelli, bastonuyla kaldırımda yürümeye çalışıyor ama kaldırımın ortasında direkler, yamalar, çukurlar var. Yaya geçidinde sesli sinyal sistemi çalışmıyor, karşıya geçmek için yardım beklemek zorunda kalıyor. Bu kişi üretmek, çalışmak, topluma katkı sağlamak istiyor; ancak çevresel engeller buna izin vermiyor. İşte bu, fiziksel bir engelden çok daha yıpratıcı bir durumdur.
Bir başka örnek; işitme engelli bir birey kamu kurumunda işlem yaparken ekranda duyurulan numaralar sadece sesli olarak okunuyor. Görsel destek olmadığında sıra geldiğini fark edemiyor. Küçük bir düzenleme, belki bir ekran ya da yazılı bilgilendirme, onun bağımsızlığını sağlayabilir. Ama o düzenleme yapılmazsa, bu kişi sistemin dışında kalır.
Bir anne düşünün, tekerlekli sandalye kullanan çocuğuyla birlikte parka gitmek istiyor. Ancak parkın girişinde yüksek bir basamak var. O çocuk o gün salıncağa binemiyor, arkadaşlarını izlemekle yetiniyor. Oysa bir rampa o çocuğun mutluluğuna köprü olabilirdi. Görünürde küçük ama hayatta büyük farklar yaratan bu detaylar, toplumun vicdanını yansıtır.
Fiziksel çevrelerin, ulaşım sistemlerinin ve dijital platformların erişilebilirliği sadece bir tasarım tercihi değil, doğrudan bir yaşam hakkıdır. “Ulusal Erişilebilirlik İzleme Sistemi” bu konuda önemli bir adım olsa da, kağıt üzerindeki denetimler yetmez. Asıl mesele, bu standartların her binada, her sokakta, her uygulamada hissedilmesidir.
Erişilebilirlik, sadece mimarların, mühendislerin ya da yöneticilerin görevi değildir. Bu, toplumun tamamının sorumluluğudur. Bir işletmeci, dükkânının önüne rampa yaptırıyorsa sadece bir bina düzenlemiyor, aynı zamanda bir insanın hayatına kolaylık katıyor demektir. Bir yazılım geliştirici, programını ekran okuyuculara uygun hale getiriyorsa, bir kişiyi değil, binlerce insanı özgürleştiriyor demektir.
Bugün hâlâ birçok yerde “bizim buraya engelli gelmez” anlayışı hâkim. Oysa o insanlar gelmiyor değil, gelemiyorlar. Çünkü yollar uygun değil, binalar erişilebilir değil, toplu taşıma sistemleri onların ihtiyaçlarını karşılamıyor. Bir toplumda erişilebilirlik eksikse, orada adalet ve eşitlik de eksiktir.
Unutmayalım; erişilebilir bir dünya sadece engellilerin değil, hepimizin hayatını kolaylaştırır. Çünkü hepimiz bir gün yaşlanacağız, hastalanacağız ya da geçici bir kısıtlama yaşayacağız. Bugün erişilebilirlik için atılan her adım, yarının güvenli adımıdır.
Erişilebilirlik, bir lütuf değil, yaşamın temel hakkıdır. Her birey, hiçbir ayrım olmadan, her kapıyı kendi gücüyle açabilmelidir. Gerçek medeniyet; engelleri kaldıran, insanı merkeze alan, kimseyi geride bırakmayan bir toplumla mümkündür.
REHBER, ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU, KORDNATÖR, MİLLİ YÜZÜCÜ, BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU, YAZAR, BİLGİSAYAR YAZILIMCISI, ŞAİR, SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ