Görmemek Zeka Kaybı Değildir, Bilakis Farkındalığın Diğer Adıdır
Geçtiğimiz Aylarda İstanbul’da bir konferansa katıldım. Görme engelli bir şair ve konuşmacı olarak hem kendi hikayemi anlattım hem de dinleyenlerle güzel bir etkileşim yaşadım. Ancak program sonrası bir profesör hocamızla tatlı ama bir o kadar da düşündürücü bir tartışmanın içinde buldum kendimi. Hocamız, doğuştan görme engelli bireylerde zekâ geriliği ya da zihinsel problemler olabileceğini iddia etti.
O anda içimde hem hüzün hem de bir miktar tebessüm oluştu. Çünkü hâlâ 2025 yılında, bilgi çağında, akademik unvanların arkasına sığınarak insanları yanlış yönlendiren düşüncelerle karşılaşıyoruz. Kendisine gayet sakin ama net bir dille, “Hocam, o dediğiniz kaynakları bir zahmet bulun, gösterin, kanıtlayın. Ancak o zaman inanırım. Ben doğuştan görme engelliyim ama hamdolsun gözlerim dışında her şeyim sapasağlam. Gözlerim görmüyor ama aklım, yüreğim ve vicdanım gayet yerinde.” dedim.
Elbette ki bazı görme engelli bireylerde “zihinsel” değil ama “mental” veya “davranışsal” farklılıklar görülebilir. Bu, görme engelinden değil, bireyin gelişim sürecindeki çevresel faktörlerden, sosyalleşme biçiminden, ya da bastırılmış duygularından kaynaklanabilir. Kimi birey bulunduğu yerde kendi ekseninde sallanır, kimisi elindeki nesneyi tıklatır ya da ileri geri hareket eder. Bu davranışlar zeka geriliği değil, yalnızca bastırılmış enerjinin ya da dış dünyaya uyum mekanizmasının bir yansımasıdır.
Ancak toplumumuzda hâlâ “görmeyen zeki olamaz” gibi saçma ve acımasız önyargılar dolaşmakta. Oysa tarih, görme engelli olup dehasıyla dünyayı sarsan sayısız örnekle dolu. Zeka; gözle değil, beyinle, kalple ve inançla ölçülür. Görmemek, dünyayı anlamamayı değil; aksine, dünyayı duymayı, hissetmeyi, sezgilerle görmeyi öğretir.
Bugün görme engelli bir bireyin bilgisayar programı yazabilmesi, müzik besteleyebilmesi, şiir okuyabilmesi ya da bir bilim projesi geliştirebilmesi artık kimseye sürpriz gelmemeli. Sürpriz olan şey, hâlâ birilerinin bu potansiyeli sorgulaması. Belki de asıl engel gözlerde değil, zihinlerdeki dardır.
Bir profesörün bilgisi, diploması kadar güzel olabilir. Ama bilgelik; kalp, empati ve gerçek gözle görmeden geçer. Görmemek, zeka kaybı değildir. Görmemek, kalbin gözünü açma sanatıdır.
ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU KORDNATÖR REHBER BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU ŞAYİR MİLLİ YÜZÜCÜ BİLGİSAYAR YAZILIMCISI YAZAR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ