GÖRMENİN ÖTESİNDE: BAĞIMSIZLIĞIN GERÇEK ADIMLARI
Görme engelli bir bireyin hayatı, çoğu insanın dışarıdan baktığında sandığı gibi karanlığa sıkışmış değildir. Asıl karanlık, gözlerde değil; toplumun dillerine yerleşmiş acıma cümlelerinde, bakışlarına sinmiş önyargılarda, iyi niyet maskesiyle süslenen ayrımcılıktadır. Bizim dünyamızda ışık gözlerden değil, yürekten yayılır. Renkleri dokunuşla tanırız, yönleri bastonun ritmiyle buluruz, insanları sesleriyle seçeriz. Ve bunun hiçbirinde eksiklik değil; bizzat yaşamın başka bir yüzünü görme ayrıcalığı vardır.
Bugünün şartlarında görme engelli bir birey olmak, yalnızca fiziksel bir farklılık değil; sabır, direnç ve zekâ gerektiren bir mücadeledir. Kaldırımları işgal edilmiş bir şehirde bastonla yürümek, herkesin özgürce kullandığı yolları “izin alır gibi” kullanmak, ulaşımda erişilebilirlik ararken hâlâ “bu otobüs size uygun değil” cümlesini duymak… Bunların hiçbiri engelin kendisi değildir; engelin toplumsal hâlidir.
Ailelere gelince… Bazı aileler çocuklarını koruduklarını sanırken fark etmeden onların özgürlüğünü zedeler. Her adımı denetlenen bir çocuk bağımsızlığı öğrenemez. Bir yetişkinin hâlâ “Sen yapamazsın, ben hallederim” sözleriyle yönlendirilmesi, görme engelinden daha ağır bir yüktür. Çünkü bazen en güçlü engel, çocuğunu kaybetmekten korkan bir annenin iyi niyetidir.
Oysa bağımsız yaşam, bir seçenek değil; bir haktır.
Baston eğitimi almak, toplu taşımayı kullanmayı öğrenmek, tek başına şehirde dolaşmak… Bunlar cesaret değil; temel yaşam becerileridir. Ve herkes gibi görme engelli bireylerin de deneyerek yanılarak, düşüp kalkarak, kendi yolunu çizerek öğrenmesi gerekir.
Toplumun da artık anlaması gereken net bir gerçek var:
Biz kırılgan değiliz.
Biz, kimsenin “aman dikkat et düşersin” diye yanında koşarak koruyacağı bir eşya değiliz.
Biz, kendi hayatının direksiyonunu eline almış bireyleriz.
İş yerinde de böyleyiz, okulda da sokakta da.
Bir görme engelli bireyin bilgisayar programcısı olması şaşırtıcı değildir.
Birinin öğretmen, birinin memur, birinin sporcu, birinin sanatçı olması “başarı hikâyesi” değil; normaldir.
Normal olması gerekirken hâlâ alkışlanıyorsa, sorun bizde değil, bakışlardadır.
Günümüzün teknolojisi, erişilebilirlik uygulamaları, ekran okuyucular, sesli betimlemeler… Bunlar bize ayrıcalık değil, eşitlik sağlar. Bir kapının kolunu herkes gibi bulmak için değil, toplumdan geri kalmamak için mücadele ediyoruz. Engelin kendisi değil, engellenmişlik yoruyor bizi.
Tüm bunlara rağmen yürüdüğümüz yol nettir:
Kendi ayaklarımızla, kendi kararlarımızla, kendi özgürlüğümüzle yaşamı ilmek ilmek örmek.
Görenin gözle, görmeyenin yürekle baktığı bu hayatta eşit bir yerimiz olduğunu herkese göstermek.
Ve en önemlisi; kimsenin bizi tanımadan hayatımızı “acınacak” ya da “aşırı ilham verici” diye etiketlemesine izin vermemek.
Çünkü biz eksik değiliz.
Biz sadece hayatı farklı bir pencereden seyrediyoruz.
Ve bilinsin ki o pencere, birçoklarının sandığından çok daha geniş.
ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU
MİLLİ YÜZÜCÜ
BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU
KOORDİNATÖR
REHBER
ŞAİR
BİLGİSAYAR YAZILIMCISI
YAZAR
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
