GÖZÜMÜZ KAPANIR AMA YOLUMUZ KAPANMAZ HAFIZ
İnsan bazen şöyle bir durur, içini yoklar, derin bir nefes alır ve sorar: “Ula hafız, niye bu kadar yanlış anlıyolar bizi?” Görmeyince anlamıyolar sanırsın; ama en çok gören, en çok hisseden yine sensindir. Çünkü karanlık dedikleri yer, bizim içimizdeki ışığın en gür parladığı yerdir. Hayatın yükünü taşıyan biziz; dışarıdan bakan ise sadece elimizdeki bastonu görür. Oysa bilmezler ki baston bir araç değil; görme engellinin kimliğidir, simgesidir, onurudur. Baston; özgürlüğün, bağımsızlığın, “Ben buradayım” deyişinin ta kendisidir hafız.
Uzaktan bakanlar ahlayıp vahlıyor… Yanımızdakine dönüp, “Allah senden razı olsun, herhalde bunun bütün işini sen yapıyorsundur” diyorlar. O sözler kulağa güzelmiş gibi gelir ama engelli bireyin gücünü, emeğini, kendi ayakları üzerinde durma dirayetini yok sayar. Birinin gücünü görmeden acımak; yardım değil, incitici bir bakıştır hafız.
Toplu taşımada bir görme engelliyi görünce hemen “Vah vah yazık!” derler.
Yazık olan görmemek değildir; kişinin kendi önyargısına teslim olmasıdır.
Biz kalabalığın içinde yönümüzü sesiyle, adımıyla, bastonumuzun ritmiyle buluruz. Onu görmezler.
Sokakta yürürken biri yanımıza yaklaşır: “Gel koluna gireyim, tek başına olmaz.”
Olur hafız, hem de çok güzel olur.
Baston dediğin bir sopa değildir; senin yol arkadaşındır, sesinle beraber yürüyen rehberindir.
Kaldırımın çukurunu da, yolun genişliğini de, insan kalabalığının nereden aktığını da bastonunla hissedersin.
AVM’ye girdiğinde herkesin gözü sende olur: “Aman bir yere çarpmasın!”
Asıl çarpan duvarlar değil; insanların kafasında yıllardır yıkılmayan kalın duvarlardır.
Biz mekânın ışığını görmesek de, bir AVM’nin akışını, yönünü, hareketini baston sesinden anlarsın.
Lokantada masaya oturursun. Garson yemeği yanındaki kişiye anlatır, sana bakmaz bile.
Sanki senin damak tadın yokmuş gibi…
Halbuki görme engelli biri sadece kokudan bile yemeğin içindeki hikâyeyi çıkarır hafız.
ATM’ye geldiğinde yine o meşhur cümle: “Ben çekeyim istersen?”
Halbuki cihaz sesli yönlendirme yapıyor, tuşlarını tanıyorsun; bağımsızca işlem yapıyorsun.
Ama insanların aklı hâlâ eski dünyanın alışkanlıklarında.
Cep telefonu kullanırsın; şaşkın bakışlar: “Onu nasıl kullanıyorsun sen?”
Bilmezler ki ekran okuyucusu, parmak hafızan ve sezgin birleşince dünya avucuna sığar.
Bilgisayara oturursun; insanlar iyice şaşar.
Sanki klavye seni anlamıyormuş gibi bakarlar.
Oysa tuşların hafızası, sesli yazılımlar, ekran okuyucular… Hepsi senin üretmen için vardır hafız.
Konuşmaya kalkarsın…
İçinde yılların birikimi var; anlatmak istersin.
Ama karşındaki hemen “Çok biliyor!” der, susturur.
Sanki bilmek suçmuş gibi…
Onlar susturdukça sen daha çok büyürsün içinden; çünkü sabır bazen sessiz bir haykırıştır.
Görme engelli olmak karanlığa gömülmek değil; karanlıkla dost olup yol çizmektir.
Bir insanın gözleri kapanabilir ama yolu kapanmaz.
Çünkü yolu bulan göz değil; yürek, cesaret ve akıldır.
Gerçek engel, kaldırımda değil; insanların bakışındaki karanlıktadır hafız. Teknoloji ilerledi ama insanların bakışı pek değişmedi.
Bir görme engellinin videodaki sesini duyunca şaşırırlar: “Ne güzel konuşuyor!”
Sanki engelli olmak aklı gölgeleyen bir perdeymiş gibi…
Asıl mesele gözlerin görmesi değil; insanlığın görme kapasitesidir.
Çünkü bizi yaralayan görmeyen gözler değil; görmezden gelen kalplerdir.
Ve kimse unutmasın: Bir görme engellinin karanlığını değil; ışığa tutunarak kurduğu mücadeleyi anlamak kolay değildir.
Hayat seni susturmaya çalışanlara değil; ışığını fark edenlere güzeldir hafız.
Çünkü insanı ileri götüren şey gözün gördüğü değil; yüreğin taşıdığıdır.
ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU REHBER KOORDİNATÖR BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU MİLLİ YÜZÜCÜ YAZAR BİLGİSAYAR YAZILIMCISI ŞAİR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
