Türkiye’nin 4 1 yanına yayılan gerçek

Türkiye’nin 4 1 yanına yayılan gerçek

TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINA YAYILAN GERÇEK: BİRLİĞİ OLMAYAN ENGELLİ MÜCADELESİ HEP YARIM KALIR

Türkiye’nin hangi şehrine gidersen git, hangi sokağında yürürsen yürü, hangi kapısını çalarsan çal… Engelli bireylerin kaderi neredeyse aynı cümlede birleşiyor: “Mücadele ediyoruz ama birileri mutlaka o mücadeleyi gölgelemek için uğraşıyor.”

İstanbul’dan Kocaeli’ne, Ankara’dan İzmir’e, Antalya’dan Bursa’ya, Yalova’dan Tekirdağ’a, Kırklareli’nden Elazığ’a; Samsun’dan Hakkari’ye, Mardin’den Şırnak’a; Gaziantep’ten Düzce’ye, Bolu’dan Zonguldak’a, Bartın’dan Sinop’a, Kastamonu’ya… Ve elbette Sakarya’ya kadar uzanan geniş bir halkanın içinde aynı acı, aynı hayal kırıklığı, aynı sessiz öfke büyüyor.

Türkiye’nin her yerinde engelli bireyler yalnızca hayatın doğal zorluklarıyla değil, insanların birbirine kurduğu görünmez tuzaklarla da mücadele ediyor. Yapılan güzel işler destek bulacağına gölgeleniyor. Bir engelli birey adım attığında alkış bulacağına önüne gölge düşürülüyor. Kıskançlık, çekememezlik, hesap kitaplar, çıkar ilişkileri… Hepsi bir başarıyı yok etmek için pusuda bekliyor.

En acı olan ise şu:
Bir engelli birey kendi toplumundan, kendi çevresinden, hatta kendi camiasından beklediği desteği bile göremiyor. Birlik olması gereken yerde bölünmüşlük; beraberlik olması gereken yerde sessizlik; omuz omuza durulması gereken yerde köşelere çekilmiş bencil tavırlar hâkim. Herkes kendini düşünüyor, kimse toplu gücün değerini anlamıyor.

Oysa engelli mücadelesinin özü bireysellik değil, birliktir.
Beraberliğini kaybeden bir toplum, en güçlü haklı gerekçelerini bile savunamaz.
Birbirini yükseltmeyen bir topluluk, kendi içinden çıkan cevheri bile göremez.
Birbirine sahip çıkmayan bir camia, dışarıdaki engellere karşı koyamaz.

Bugün Türkiye’nin her şehrinde engelli bireyler kendi sınavlarını veriyor.
Kendini ispatlamaya çalışıyor.
Emeğiyle, karakteriyle, alın teriyle yol açmaya çalışıyor.
Ama aynı anda kendi içinden gelen sessiz saldırılarla da savaşmak zorunda kalıyor.
Bu yüzden en büyük sınavımız ne şehirlerdir ne kurumlar ne de sistemler…
En büyük sınavımız, kendi içimizdeki birlik zaafıdır.

Birbirinin adımını gölgelemeye çalışan bir camia asla büyüyemez.
Birbirinin emeğini baltalayan bir zihniyet geleceğe ışık olamaz.
Birlik olmayı bilmeyen bir topluluk kendi içinden çıkan en güçlü insanı bile yalnızlaştırır.

Ama bir gerçek daha var:
Engelli bireyler, hayata karşı en sağlam direnci geliştiren insanlardır.
Yıkılmayı değil, ayağa kalkmayı; vazgeçmeyi değil, yeniden başlamayı bilirler.
Kim ne kadar gölge düşürürse düşürsün, onlar yine yolunu bulur.
Ama mesele yolları bulmak değil, yolda birbirine ışık olabilmektir.

Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı, engelli bireylerin birbirine sırtını dönmesi değil, birbirine omuz vermesidir.
Birbirini kıskanması değil, desteklemesidir.
Birbirinin önünü kesmesi değil, açmasıdır.
Birlikte durduklarında, bu ülkenin her şehrinde görünmez duvarlar yıkılır; gölgeler yok olur; engelli mücadelesi gerçek anlamda güç kazanır.

Çünkü engelli bireylerin dayanışması, bu ülkenin ihmal ettiği ama en güçlü potansiyele sahip olan güçtür.

Ve o güç birleştiği gün, Türkiye gerçekten değişecektir.
 ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU REHBER KOORDİNATÖR BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU MİLLİ YÜZÜCÜ YAZAR BİLGİSAYAR YAZILIMCISI ŞAİR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ