SORUYORUZ, CEVAPLIYORUZ, ÇÖZÜMÜ GÖSTERİYORUZ: ENGELLİ BİREYLER İÇİN ADALET YOL HARİTASI
Bir ülkenin vicdanı, en çok zorlanan insanına verdiği cevapta saklıdır
Soru: Bugün engelli bireylerin en büyük sorunu nedir?
Cevap:
Tek bir sorun yoktur.
Birbirine bağlanmış onlarca sorun vardır.
Geçim sıkıntısı vardır.
Gerçek hayat koşullarını karşılamayan gelir kriterleri vardır.
İstihdam yetersizliği vardır.
Kamu atamalarının sınırlı kalması vardır.
Erişilebilir olmayan şehirler vardır.
Toplu taşımada yaşanan sorunlar vardır.
Engelli araçlarına erişimde yaşanan ekonomik ve mevzuat kaynaklı güçlükler vardır.
Bakım yükünü omuzlayan aileler vardır.
Gelecek kaygısı vardır.
Ve bütün bunların üzerine bir de sürekli kendini anlatmak zorunda kalan engelli birey vardır.
Asıl sorun ise bütün bu başlıkların birbirinden bağımsız görülmesidir.
Oysa bir engelli bireyin hayatında bunların tamamı aynı anda yaşanabilir.
Bir insanın geliri yetersizse ulaşım sorunu büyür.
Ulaşım sorunu varsa istihdama erişim zorlaşır.
İstihdam yoksa ekonomik bağımsızlık azalır.
Ekonomik bağımsızlık azalınca aileye bağımlılık artar.
Aileye bağımlılık arttıkça geleceğe ilişkin kaygı büyür.
Bu nedenle çözüm de parçalı değil, bütüncül olmak zorundadır.
Soru: En temel ekonomik sorun nedir?
Cevap:
Engelli bireyin sosyal haklara erişiminde hanenin toplam gelirinin belirleyici olması, yeniden ve ciddi biçimde değerlendirilmesi gereken konulardan biridir.
Yıllardır söylediğimiz temel nokta açıktır:
Engelli bireyin şahsi geliri esas alınmalıdır.
Çünkü aynı evde yaşayan insanların gelirleri otomatik olarak engelli bireyin geliri değildir.
Bir babanın maaşı, engelli evladının maaşı değildir.
Bir annenin emekli aylığı, engelli bireyin kişisel geliri değildir.
Bir kardeşin kazancı, kardeşinin ekonomik gücü değildir.
Aile dayanışması başka bir şeydir, kişinin şahsi ekonomik durumu başka bir şeydir.
Soru: Peki çözüm nedir?
Cevap:
Engelli bireyin sosyal desteklere erişiminde şahsi gelir esas alınmalı, bunun yanında engellilikten kaynaklanan zorunlu giderler ayrıca değerlendirilmelidir.
Ulaşım giderleri, bakım ihtiyacı, yardımcı cihazlar, sağlık giderleri, erişilebilirlik ihtiyaçları ve benzeri zorunlu harcamalar değerlendirmeye dâhil edilmelidir.
Gerçek gelir, yalnızca hesaba giren para değildir.
Gerçek gelir, zorunlu giderler çıktıktan sonra kişinin hayatını sürdürebilmek için elinde kalan ekonomik imkândır.
Soru: Bu değişiklik nasıl yapılabilir?
Cevap:
İlk adım mevzuatın ve gelir kriterlerinin yeniden değerlendirilmesidir.
İkinci adım, engelli bireylerin gerçek yaşam maliyetlerinin belirlenmesidir.
Üçüncü adım, şahsi gelir ile hane gelirinin birbirinden ayrılmasıdır.
Dördüncü adım, engellilikten kaynaklanan zorunlu giderlerin hesaba katılmasıdır.
Beşinci adım ise yeni sistemin düzenli olarak güncellenmesidir.
Çünkü birkaç yıl önce belirlenen ekonomik kriterlerle bugünün hayatını yönetmek mümkün değildir.
Soru: Neden bugün bu konu daha da önemli?
Cevap:
Çünkü hayat pahalılaştı.
Kira yükseldi.
Gıda pahalılaştı.
Elektrik, su, doğal gaz, ulaşım ve iletişim giderleri arttı.
Bir aile için normal kabul edilen harcamaların bile ağırlaştığı bir dönemde engelli bireyin ek ihtiyaçları daha büyük bir ekonomik yük oluşturmaktadır.
Bugün birçok insan ay sonunu düşünmektedir.
Engelli birey ise çoğu zaman ay sonunu düşünürken bir taraftan da engelinden kaynaklanan zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadır.
Bu nedenle eski gelir kriterleriyle yeni hayatı ölçmek gerçekçi değildir.
Soru: Adalet neden tartışılıyor?
Cevap:
Çünkü toplumda gelirlerin nasıl değerlendirildiğine ilişkin ciddi bir adalet sorgulaması oluşmuştur.
Bir kişinin emekli maaşı alması, çalışarak normal maaş kazanması ve mevzuatın izin verdiği ölçüde huzur hakkı veya benzeri ek gelirler elde etmesi mümkünken, engelli bireyin sosyal hakkı söz konusu olduğunda aynı evde yaşayan insanların gelirlerinin de onun ekonomik gücü kabul edilmesi vatandaşın zihninde haklı sorular doğurmaktadır.
Burada mesele hiç kimsenin kazancını sorgulamak değildir.
Mesele, aynı adalet ölçüsünün herkes için uygulanıp uygulanmadığıdır.
Kimse başkasının kazancına göz dikmiyor.
Sorulan soru çok daha basit:
Bir kişinin kendi gelirleri kendi ekonomik durumuyla değerlendirilebiliyorsa, engelli bireyin hakkı neden başkasının geliri üzerinden sınırlandırılıyor?
Bu soru cevapsız bırakılmamalıdır.
Soru: Engelli birey çalışmak istemiyor mu?
Cevap:
Tam tersine.
Çalışabilecek olan çalışmak istiyor.
Üretebilecek olan üretmek istiyor.
Meslek sahibi olan mesleğini yapmak istiyor.
Eğitim alan eğitimini kullanmak istiyor.
Engelli bireyi yalnızca yardım alan kişi olarak görmek büyük bir yanılgıdır.
Engelli birey aynı zamanda çalışandır.
Öğretmendir.
Mühendistir.
Yazılımcıdır.
Esnaftır.
Memurdur.
Sanatçıdır.
Sporcudur.
Yazardır.
Girişimcidir.
Kısacası toplumun üretken bir parçasıdır.
Soru: O hâlde istihdam sorunu nasıl çözülür?
Cevap:
Öncelikle kamu istihdamında daha gerçekçi ve ihtiyaca dayalı planlama yapılmalıdır.
Kamuya atanmayı bekleyen engelli bireylerin sayısı, eğitim düzeyleri, puanları, meslekleri ve kamu kurumlarının ihtiyaçları birlikte değerlendirilmelidir.
Atama politikası yalnızca dönemsel sayılara değil, uzun vadeli istihdam planına bağlanmalıdır.
Özel sektörde ise yalnızca kontenjanın doldurulması değil, nitelikli ve sürdürülebilir istihdam hedeflenmelidir.
Engelli bireyin işe alınması kadar iş yerinde tutulması da önemlidir.
Erişilebilir çalışma ortamı sağlanmalıdır.
Dijital sistemler erişilebilir olmalıdır.
Çalışma saatleri ve görev koşulları gerektiğinde bireysel ihtiyaçlara göre düzenlenebilmelidir.
Soru: Engelli bireylerin atama beklemesi neden bu kadar önemli?
Cevap:
Çünkü atama yalnızca bir iş değildir.
Birçok kişi için ekonomik bağımsızlığa açılan kapıdır.
Kendi parasını kazanabilmek, ailesine yük olmamak, sosyal güvenceye sahip olmak ve geleceğini planlayabilmek demektir.
Yıllarca sınava hazırlanıp daha sonra çok sınırlı kadro karşısında beklemek, yalnızca ekonomik değil, psikolojik bir yük de oluşturur.
Çözüm, insanları sürekli sınava hazırlamak değil, gerçek istihdam kapasitesi oluşturmaktır.
Soru: Engelli araçları neden ayrı bir sorun alanıdır?
Cevap:
Çünkü araç birçok engelli birey için lüks değil, bağımsız yaşam aracıdır.
Hastaneye gitmek için gerekebilir.
İşe ulaşmak için gerekebilir.
Eğitime erişmek için gerekebilir.
Aileyle birlikte hareket edebilmek için gerekebilir.
Özellikle fiziksel erişilebilirlik açısından uygun bir araç, kişinin yaşamını doğrudan değiştirebilir.
Bu nedenle araç politikası yalnızca otomotiv sektörü üzerinden değerlendirilmemelidir.
Engelli bireyin bağımsız yaşam hakkı da aynı masada olmalıdır.
Soru: Yerli araç şartı konusunda nasıl bir yol izlenmelidir?
Cevap:
Yerli üretimi desteklemek ekonomik açıdan önemli olabilir.
Ancak engelli bireyin özel ihtiyacı göz ardı edilmemelidir.
Bir araç yerli olabilir fakat bireyin fiziksel ihtiyacına uygun olmayabilir.
Bir aracın fiyatı uygun olabilir fakat erişilebilirliği yeterli olmayabilir.
Bu nedenle çözüm, yerli üretim hedefi ile engelli bireyin gerçek ihtiyacını karşı karşıya getirmek değildir.
Çözüm, erişilebilir ve ihtiyaçlara uygun yerli seçenekleri artırmak, dönüşüm imkânlarını geliştirmek ve gerekli durumlarda seçenekleri makul biçimde genişletmektir.
Soru: Erişilebilirlik neden hâlâ çözülemiyor?
Cevap:
Çünkü bazı yerlerde erişilebilirlik hâlâ yalnızca mevzuat maddesi olarak görülüyor.
Oysa erişilebilirlik hayatın kendisidir.
Kaldırımın ortasına park edilen araç, görme engelli birey için ciddi bir güvenlik sorunudur.
Rampanın önüne bırakılan eşya, tekerlekli sandalye kullanan bireyin binaya girişini engelleyebilir.
Sesli uyarısı olmayan toplu taşıma sistemi, görme engelli bireyin bağımsız hareketini zorlaştırabilir.
Erişilebilir olmayan internet sitesi, görme veya farklı engel gruplarındaki bireyin hizmete ulaşmasını engelleyebilir.
Bu nedenle erişilebilirlik yalnızca inşaat veya mimari meselesi değildir.
Dijital erişilebilirlik de bunun parçasıdır.
Ulaşım erişilebilirliği de bunun parçasıdır.
Bilgiye erişim de bunun parçasıdır.
Soru: Çözüm için ilk adım ne olmalı?
Cevap:
Denetim.
Bir kural varsa uygulanıp uygulanmadığı denetlenmelidir.
Erişilebilirlik standardı varsa buna uyulup uyulmadığı kontrol edilmelidir.
Uyulmuyorsa yaptırım uygulanmalıdır.
Aksi hâlde mevzuat yalnızca kâğıt üzerinde kalır.
Soru: Engelli ailelerinin yaşadığı sorunlar neden ayrıca ele alınmalı?
Cevap:
Çünkü engellilik çoğu zaman yalnızca bireyi değil, bütün aileyi etkiler.
Anne bakım nedeniyle çalışamayabilir.
Baba ekonomik yükü tek başına taşımaya çalışabilir.
Kardeşler aile sorumlulukları nedeniyle kendi hayatlarından fedakârlık edebilir.
Ailede birden fazla engelli birey varsa yük daha da ağırlaşabilir.
Bu nedenle sosyal politika yalnızca engelli bireyi değil, bakım veren aileyi de görmelidir.
Soru: Ailenin gelirinin değerlendirilmesi tamamen kaldırılmalı mı?
Cevap:
Burada temel mesele, engelli bireyin şahsi ekonomik durumunun geri plana itilmemesidir.
Bir ailenin gelirinin tamamını engelli bireyin kişisel geliri gibi kabul etmek doğru değildir.
Ancak kamu kaynaklarının adil dağıtımı açısından sosyal destek sisteminin bütüncül ve açık kriterlere sahip olması gerekir.
Bu nedenle yeni sistem, engelli bireyin şahsi gelirini esas almalı; zorunlu giderlerini ve gerçek yaşam koşullarını ayrıca değerlendirmeli; aile içindeki ekonomik dayanışmayı otomatik olarak bireysel gelir kabul etmemelidir.
Soru: Peki devlet ne yapmalı?
Cevap:
Devlet öncelikle mevcut sistemin gerçek hayattaki sonuçlarını ölçmelidir.
Kaç engelli birey gelir kriteri nedeniyle destek dışında kalıyor?
Kaç ailede birden fazla engelli birey bulunuyor?
Kaç kişi bakım yükü nedeniyle çalışamıyor?
Kaç engelli birey istihdam dışında?
Kaç kişi erişilebilirlik sorunları nedeniyle eğitim veya iş hayatına katılamıyor?
Kaç aile araç ve ulaşım maliyetleri nedeniyle sosyal hayattan kopuyor?
Bu soruların cevapları ortaya konulmadan sağlıklı politika üretmek mümkün değildir.
Soru: Kamuoyu ne yapmalı?
Cevap:
Kamuoyu bu sorunları yalnızca belirli günlerde hatırlamamalıdır.
Engelli hakları, 3 Aralık’ta veya Engelliler Haftası’nda konuşulup sonra unutulacak bir konu değildir.
Her gün yaşanan bir hayat meselesidir.
Vatandaşlar erişilebilirlik sorunlarını bildirmeli, kamu kurumlarından çözüm talep etmeli, yerel yönetimlerden hesap sormalı ve engelli bireylerin sesinin duyulmasına destek olmalıdır.
Çünkü sessiz kalınan her sorun zamanla normalleşir.
Soru: Sivil toplum kuruluşlarının görevi nedir?
Cevap:
Sivil toplum kuruluşları yalnızca etkinlik düzenleyen, fotoğraf paylaşan veya belirli günlerde açıklama yapan yapılar olmamalıdır.
Hak temelli çalışma yürütmelidir.
Sahadaki sorunları tespit etmelidir.
Veri toplamalıdır.
Mevzuat değişiklikleri için öneri hazırlamalıdır.
Kamu kurumlarını denetlemeli ve gerektiğinde eleştirmelidir.
Engelli bireylerin gerçek sorunlarını karar vericilerin önüne taşımalıdır.
Ve en önemlisi, engelli bireylerin yerine konuşmak yerine onların kendi seslerini duyurabilecekleri alanları güçlendirmelidir.
Soru: Yol haritası nereden başlamalı?
Cevap:
Birinci adım, engelli bireylerin şahsi gelirini esas alan adil bir sosyal destek modelinin hazırlanmasıdır.
İkinci adım, engellilikten kaynaklanan zorunlu giderlerin hesaplama sistemine dâhil edilmesidir.
Üçüncü adım, birden fazla engelli bireyin bulunduğu haneler için özel değerlendirme yapılmasıdır.
Dördüncü adım, kamu istihdamında uzun vadeli ve ihtiyaca dayalı kadro planlamasıdır.
Beşinci adım, özel sektörde gerçek ve sürdürülebilir engelli istihdamının güçlendirilmesidir.
Altıncı adım, erişilebilirlik kurallarının sahada etkin biçimde denetlenmesidir.
Yedinci adım, engelli araçlarına ilişkin düzenlemelerin bağımsız yaşam ve gerçek ihtiyaçlar açısından yeniden değerlendirilmesidir.
Sekizinci adım, bakım veren ailelerin ekonomik ve sosyal yükünün ayrıca ele alınmasıdır.
Dokuzuncu adım, engelli bireylerin karar alma mekanizmalarına doğrudan katılmasıdır.
Onuncu adım ise bütün bu politikaların sonuçlarının düzenli olarak kamuoyuna açıklanmasıdır.
Soru: Peki engelli birey bu süreçte ne yapmalı?
Cevap:
Hakkını bilmeli.
Mevzuatı takip etmeli.
Başvurularını yazılı yapmalı.
Sonuçları belgelemeli.
Gerektiğinde idari ve hukuki yolları kullanmalı.
Yerel yönetimlere erişilebilirlik sorunlarını bildirmeli.
Kamu kurumlarına taleplerini açık ve somut biçimde iletmeli.
Fakat bütün sorumluluğu engelli bireyin üzerine bırakmamak gerekir.
Çünkü hak sahibi kişinin hakkını kullanabilmesi için sistemin de erişilebilir olması gerekir.
Soru: Bütün bunların sonunda ne istiyoruz?
Cevap:
Ayrıcalık istemiyoruz.
Kimsenin hakkını istemiyoruz.
Kimsenin kazancına göz dikmiyoruz.
Kimsenin önüne geçmek istemiyoruz.
Sadece adil bir sistem istiyoruz.
Engelli bireyin şahsi gelirinin esas alınmasını istiyoruz.
Gerçek yaşam giderlerinin görülmesini istiyoruz.
İstihdamın artırılmasını istiyoruz.
Erişilebilir şehirler istiyoruz.
Ulaşımda bağımsızlık istiyoruz.
Gerçek anlamda sosyal devlet istiyoruz.
Ailelerin geleceğe güvenle bakabilmesini istiyoruz.
Engelli bireyin ailesine değil, mümkün olduğunca kendi yaşamına dayanabildiği bir düzen istiyoruz.
Ve en önemlisi, hakların lütuf gibi sunulmadığı bir Türkiye istiyoruz.
Son söz: Artık sorunları anlatma değil, çözümü uygulama zamanı
Yıllardır aynı cümleleri kuruyoruz.
Yıllardır aynı sorunları anlatıyoruz.
Yıllardır aynı talepleri dile getiriyoruz.
Fakat artık toplumun sabrı gerçekten tükenme noktasına gelmiştir.
Çünkü hayat ağırlaşmıştır.
Geçim zorlaşmıştır.
İnsanlar ay sonunu getirmekte zorlanmaktadır.
Engelli birey ise hayatın genel ekonomik yükünün üzerine bir de engelinden kaynaklanan ek maliyetleri taşımaktadır.
Bu nedenle artık yalnızca yeni açıklamalara değil, yeni uygulamalara ihtiyaç vardır.
Sorunları biliyoruz.
Çözüm yollarını da biliyoruz.
Şimdi yapılması gereken, çözümü masadan kaldırıp hayatın içine koymaktır.
Bir ülkede adalet, yalnızca mahkeme salonlarında aranmaz.
Adalet;
bir engelli bireyin sosyal desteğe ulaşmasında,
bir gencin işe alınmasında,
bir öğrencinin eğitim binasına girebilmesinde,
bir görme engellinin kaldırımda güvenle yürüyebilmesinde,
bir tekerlekli sandalye kullanıcısının rampayı kullanabilmesinde,
bir ailenin çocuğunun geleceğinden korkmamasında,
bir engelli bireyin kendi geliriyle kendi hayatını kurabilmesinde görünür.
Artık soruyu değiştirelim.
Engelli bireyin hayatını nasıl daha fazla zorlaştırırız diye değil,
Engelli bireyin hayatını nasıl kolaylaştırırız diye düşünelim.
Hanenin gelirini nasıl hesaplarız diye değil,
Engelli bireyin gerçek ekonomik gücünü nasıl doğru tespit ederiz diye soralım.
Kaç kişi yardım alıyor diye değil,
Kaç kişi gerçekten bağımsız yaşayabiliyor diye bakalım.
Kaç kadro verdik diye değil,
Kaç engelli bireyi çalışma hayatına kazandırdık diye ölçelim.
Kaç bina erişilebilir diye değil,
Kaç engelli birey o binalara gerçekten bağımsız biçimde ulaşabiliyor diye değerlendirelim.
Çünkü rakamların arkasında insanlar var.
Her rakamın arkasında bir hayat var.
Her gecikmenin arkasında bekleyen bir aile var.
Her yanlış hesaplamanın arkasında hakkına ulaşamayan bir insan var.
Ve artık o insanların sesi daha fazla ertelenmemelidir.
Bu ülkenin engelli bireyleri yardım bekleyen bir topluluk değil, eşit yurttaşlardır.
Onların hakkı başkasının lütfuna değil, adaletin kendisine dayanmalıdır.
Bugün atılacak doğru bir adım, yalnızca bugünün sorununu çözmez.
Yarın bir annenin kaygısını azaltır.
Bir babanın yükünü hafifletir.
Bir gencin önünü açar.
Bir engelli bireyin bağımsızlığını güçlendirir.
Ve toplumun vicdanında çok daha büyük bir anlam taşır.
Artık mesele yalnızca konuşmak değildir.
Artık mesele, birlikte düşünmek, birlikte mücadele etmek ve somut çözümü birlikte hayata geçirmektir.
Çünkü gerçek değişim, sorunları herkesin bildiği noktada değil, çözüm için ilk adımın atıldığı noktada başlar.
ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU
REHBER
KOORDİNATÖR
BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU
MİLLİ YÜZÜCÜ
YAZAR
BİLGİSAYAR YAZILIMCISI
ŞAİR
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
#EngelliHaklarındaAdalet
#EngelliBireyinŞahsiGeliri
#EşitYurttaşlık
#ErişilebilirTürkiye
#Engelliİstihdamı
#BağımsızYaşamHakkı
#SosyalAdalet
