ENGEL DEĞİL, BAĞ KURAMAMAK

ENGEL DEĞİL, BAĞ KURAMAMAK

ENGEL DEĞİL, BAĞ KURAMAMAK

Uzun zamandır böyle bir makale yazmak ve yayınlamak istiyordum. Yazdım ama “Paylaşsam mı, paylaşmasam mı? Yayınlasam mı, yayınlamasam mı?” diye uzun süre düşündüm. Sonunda içimden geldiği gibi yazmaya ve yayınlamaya karar verdim.

Çünkü bazı gerçekler konuşulmadığında değil, konuşulduğunda anlam kazanıyor.

İnsan ilişkilerinde bazen mesele engelli ya da engelsiz olmak değildir. Mesele, karşındaki insanın kalbine gerçekten dokunabilmektir.

Engelli birey de sever, âşık olur, özler, heyecanlanır, arzular ve bir yuva kurmak ister. Engelsiz birey de aynı duyguları yaşar. Fakat toplumun önyargıları, iki insanın birbirine yaklaşmasının önüne bazen fiziksel engellerden daha büyük duvarlar koyar.

İlişkilerde herkesin kendine göre bazı sınırları ve kuralları vardır. Önce güvenmek, tanımak, duygusal bağ kurmak, doğru zamanı beklemek… Bunların hepsi değerlidir. Fakat insan gerçekten güçlü bir çekim ve bağ hissettiğinde, daha önce vazgeçilmez sandığı bazı kurallarını yeniden değerlendirebilir.

Bu yalnızca kadınlar için değil, erkekler için de geçerlidir.

Bir insan birini gerçekten istediğinde, bazen aylarca kurulması beklenen bağ birkaç saatlik samimi bir sohbetle başlayabilir. Bazen mesele “Ne kadar zamandır tanıyorum?” değil, “Bu insanın yanında kendimi nasıl hissediyorum?” sorusuna dönüşür.

İşte engelli ve engelsiz bireylerin ilişkilerinde de asıl mesele burada başlar.

Bir görme engelli erkek, karşısındaki kadından acınmayı değil, anlaşılmayı ister. Bir görme engelli kadın da karşısındaki erkeğin kendisine yalnızca “engelli” olarak değil, bir kadın olarak bakmasını ister.

Çünkü insan önce insan olarak görülmek ister.

Bir engelsiz kadın, görme engelli bir erkeğin bağımsızlığını, karakterini, özgüvenini ve hayata karşı duruşunu gördüğünde ona bağlanabilir. Bir engelsiz erkek de görme engelli bir kadının güçlü karakterinden, samimiyetinden ve hayata tutunuşundan etkilenebilir.

Ama bazen bağ kurulmaz.

Çünkü her insanın aradığı şey aynı değildir.

Kimi güven arar, kimi sadakat. Kimi güçlü bir karakterden etkilenir, kimi mizahı, kimi özgüveni, kimi de kendisini gerçekten anlayan birini arar.

Bazen engelli birey, karşısındaki insanın sürekli acıma duygusuyla yaklaşmasından rahatsız olur.

Bazen engelsiz birey, engelli kişinin hayatını ve bağımsızlığını anlamakta zorlanır.

Bazen ise ortada hiçbir engel yoktur; sadece iki insan birbirine karşı aynı duyguyu hissedemez.

Bunu yalnızca engelle açıklamak büyük bir haksızlıktır.

Çünkü bir insanın görmemesi onun sevemeyeceği anlamına gelmez.

Yürümekte zorlanması, hayatın içinde ilerleyemeyeceği anlamına gelmez.

Bir engelinin olması, onun sevilmeye, arzulanmaya, değer görmeye ve bir hayat arkadaşı seçmeye hakkı olmadığı anlamına hiç gelmez.

Asıl problem bazen bedendeki engel değil, insanların zihnindeki engeldir.

İnsan gerçekten sevdiğinde karşısındakinin yalnızca engeline bakmaz. Karakterine bakar. Duruşuna bakar. Samimiyetine bakar. Kendisine nasıl hissettirdiğine bakar.

Çünkü aşk başka bir şeydir.

Güven başka bir şeydir.

Cinsellik başka bir şeydir.

Ve bunların üçünün aynı anda ortaya çıkması şart değildir.

Bazen bir insan size “Henüz hazır değilim.” der. Bu gerçekten hazır olmadığı anlamına gelebilir. Bazen de yalnızca size karşı aynı duyguyu hissetmiyordur.

Bunu kabul etmek zor olabilir.

Çünkü insan ister istemez kendisine şu soruyu sorar:

“Demek ki mesele prosedür değilmiş, mesele benmişim.”

Fakat her zaman cevap bu değildir.

Çekim; karakterden, özgüvenden, enerjiden, iletişimden, geçmiş deneyimlerden ve o anki duygulardan oluşan karmaşık bir bütündür.

Bu yüzden bir insanın başka birine daha hızlı bağlanması, onun daha değerli olduğu anlamına gelmez.

Sadece iki insan arasındaki çekimin ve bağın aynı olmadığını gösterir.

Engelli ile engelsiz birbirine bağlanabilir.

Engelli ile engelli de bağ kurabilir.

Engelsiz ile engelsiz de birbirine yabancı kalabilir.

Çünkü asıl bağ, bedenlerin birbirine ne kadar benzediğiyle değil, ruhların birbirini ne kadar anlayabildiğiyle ilgilidir.

İnsan gerçekten istediği kişiyi bulduğunda, yıllardır kendisine koyduğu bazı kuralların hangisinin gerçek bir değer, hangisinin ise sadece bir savunma mekanizması olduğunu da görebilir.

Ama burada en önemli şey şudur:

Kimse sırf birini istiyor diye sınırlarından vazgeçmek zorunda değildir.

Gerçek bağ; isteğin, güvenin, rızanın, saygının ve samimiyetin birlikte olduğu yerde kurulur.

Bazen bir insanın size uyguladığı “prosedürün” uzunluğundan çok, size karşı hissettiği duygunun derinliği önemlidir.

Ve bazen insan, söylenenlerden çok davranışlardan ne hissetmesi gerektiğini anlar.

Sonuçta hepimiz bir insan arıyoruz.

Kimi bizi anlayacak birini, kimi güvenecek birini, kimi hayatı paylaşacak birini, kimi de yanında kendisi olabileceği birini…

Engel, insanın değerini belirlemez.

Bir insanın gözlerinin görmemesi, onun sevgiyi göremeyeceği anlamına gelmez.

Bir insanın bedeninde bir engel bulunması, kalbinde sevgi olmadığı anlamına gelmez.

Ve belki de en büyük gerçek şudur:

Herkesin bir engeli vardır.

Kiminin bedeni, kiminin kalbi, kiminin karakteri, kiminin vicdanı…

Önemli olan hangi engelle yaşadığın değil, karşındaki insanın hayatına nasıl dokunduğundur.

REHBER KOORDİNATÖR, BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU, MİLLİ YÜZÜCÜ, YAZAR, BİLGİSAYAR YAZILIMCISI, ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU, ŞAİR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ

#EngelsizSevgi #EngelliBireyler #GerçekBağ #ÖnyargılarıYık #İnsanOlmak