GÖRME ENGELLİLİK NEDİR? ASIL KARANLIK BAZEN GÖZLERDE DEĞİL, İNSANIN KENDİNE OLAN İNANCINDADIR

GÖRME ENGELLİLİK NEDİR? ASIL KARANLIK BAZEN GÖZLERDE DEĞİL, İNSANIN KENDİNE OLAN İNANCINDADIR

GÖRME ENGELLİLİK NEDİR? ASIL KARANLIK BAZEN GÖZLERDE DEĞİL, İNSANIN KENDİNE OLAN İNANCINDADIR

Görme engellilik nedir?

Sadece görememek mi?

Hayır.

Bazen gözler görmez ama insan hayatı görür.

Bazen gözler görür ama insan kendi hayatının nereye gittiğini göremez.

Asıl mesele gözlerin gördüğü ya da görmediği değildir.

Asıl mesele, insanın kendi hayatına ne kadar sahip çıkabildiğidir.

Yirmi yılı aşkın zamandır görme engelli bireylerin arasında, hayatın tam ortasında, sokakta, okulda, işte, toplantıda, konferansta ve insanların gerçek yüzünün ortaya çıktığı nice ortamda aynı cümleyi söylüyorum:

Değerli görme engelli kardeşim, bağımsızlığını eline almak zorundasın.

Çünkü insan, başkasının kolunda ne kadar uzun süre yürürse, bir gün kendi ayaklarının altında nasıl bir dünya olduğunu o kadar geç öğrenir.

Bugün seni seven bir insan yanında olabilir.

Yarın işi çıkabilir.

Bugün kardeşin seni götürebilir.

Yarın başka bir şehirde olabilir.

Bugün annen seni her yere taşıyabilir.

Yarın yaşlanabilir.

Bugün arkadaşın “Ben götürürüm.” diyebilir.

Yarın onun da hayatı ağırlaşabilir.

Peki sen?

Sen o gün ne yapacaksın?

İşte bağımsızlık tam burada başlıyor.

Bir gün İstanbul’dan Ankara’ya gitmen gerekiyor.

Birini arıyorsun.

“Beni götürür müsün?”

“Tabii.”

Gidiyorsun.

Bir başka gün Sakarya’dan İstanbul’a gitmen gerekiyor.

Yine birini arıyorsun.

“Beni götürür müsün?”

“Tabii.”

Sonra Edirne’den Mersin’e gitmen gerekiyor.

Yine bir insanın müsait olmasını bekliyorsun.

Sonra bir gün telefonun karşısından hiç duymak istemediğin o cümle geliyor:

“Yeter artık kardeşim, seni her yere biz mi taşıyacağız?”

Belki o insanın söylediği ağırdır.

Belki kırıcıdır.

Ama bazen insanın canını acıtan cümle, hayatındaki en büyük gerçeği gösteren aynadır.

Çünkü o anda insan anlıyor:

Ben başkasının müsaitliğine göre yaşamışım.

Ben kendi hayatımın takvimini başkalarının boş zamanlarına bağlamışım.

Ben bir yere gidebilmek için önce bir insanın “Evet.” demesini beklemişim.

Ve insanın içini en çok acıtan şey bazen başkasının söylediği söz değil, o sözün içinde kendisini bulmasıdır.

İşte bağımsızlık bu yüzden yalnızca yürümek değildir.

Bağımsızlık, kendi hayatının kararlarını kendi verebilmektir.

Bağımsızlık, gerektiğinde yardım isteyebilmek ama yardım gelmediğinde hayatının durmamasıdır.

Bağımsızlık, “Beni kim götürecek?” sorusundan önce “Ben nasıl giderim?” sorusunu sorabilmektir.

Çünkü yardım istemek ayıp değildir.

Ama hayatını tamamen başkasının yardımına bağlamak, insanın hareket alanını sessizce küçültür.

Ve bu küçülme bir günde olmaz.

Önce bir kişi seni götürür.

Sonra ikinci kişi.

Sonra üçüncü kişi.

Sonra sen artık gitmek istediğin yere nasıl gidileceğini düşünmezsin.

“Kimi arasam?” diye düşünmeye başlarsın.

İşte bağımlılık böyle başlar.

Sessizce.

Fark ettirmeden.

İyi niyetin içinden geçerek.

Sevginin arkasına saklanarak.

Ve bir gün insan, kendi hayatının kapısının anahtarını başkasının cebinde bulur.

Asıl acı olan da budur.

Bir görme engelli birey düşünün.

Yaşı 30.

Belki 35.

Belki 40.

Telefonunu mükemmel kullanıyor.

Mesajlaşıyor.

Sosyal medyada saatlerce konuşuyor.

Teknolojiyi takip ediyor.

Her konuda fikir sahibi.

Klavyesinin başında dünyanın en güçlü insanı gibi hissediyor.

Ama telefonu cebine koyup kapının dışına çıktığında birkaç yüz metre ötedeki markete tek başına gidemiyor.

Şimdi kendimize dürüst olalım:

Bu bağımsızlık mı?

Yoksa yalnızca dijital dünyada kurulmuş bir özgürlük hissi mi?

Çünkü insan bazen telefon ekranında kendisini olduğundan çok daha güçlü hissedebilir.

Ekran sana cevap verir.

Sana yol tarif eder.

Sana insanları getirir.

Sana dünyayı açar.

Ama telefonun şarjı bittiğinde senin hayatın da bitiyorsa, orada teknoloji değil, bağımlılık konuşmaya başlar.

Teknoloji çok değerlidir.

Akıllı telefonlar çok değerlidir.

Navigasyon sistemleri değerlidir.

Yapay zekâ değerlidir.

Akıllı bastonlar değerlidir.

Ama hiçbir teknoloji insanın kendi ayakları üzerinde durma becerisinin yerini tamamen almamalıdır.

Çünkü teknoloji destekçindir.

Hayatının sahibi değildir.

Bir gün internet kesilir.

Bir gün telefon bozulur.

Bir gün uygulama çalışmaz.

Bir gün şarjın biter.

İşte o zaman elindeki beyaz baston, zihnindeki harita ve yıllar boyunca kazandığın deneyim konuşmaya başlar.

Baston yere her dokunduğunda sana yalnızca bir engeli haber vermez.

Bazen sana şunu hatırlatır:

“Kendine güven.”

“Yürü.”

“Denemekten korkma.”

“Yanlış yapabilirsin.”

“Yeniden deneyebilirsin.”

Çünkü bağımsızlık, hiç hata yapmamak değildir.

Bağımsızlık, hata yaptığında hayatının tamamen başkasının kontrolüne geçmemesidir.

Bir düşünün…

Adana’da üniversite kazandınız.

Aileniz sizinle birlikte geldi.

Kampüsü gezdiniz.

Dersliğinizi gördünüz.

Yemekhaneyi öğrendiniz.

Yurdunuzu öğrendiniz.

Sonra aileniz geri döndü.

Kapı kapandı.

Sessizlik başladı.

İşte o an gerçek hayat başlar.

Bastonunu eline alırsın.

İlk gün yanlış yere gidersin.

Belki yönünü karıştırırsın.

Belki birkaç kez aynı yolu tekrar edersin.

Belki yorulursun.

Belki korkarsın.

Ama ertesi gün yeniden çıkarsın.

Bir hafta sonra yol biraz daha tanıdık gelir.

Bir ay sonra zihninde bir harita oluşur.

Bir süre sonra kimseye sormadan sınıfına gidersin.

Ve bir gün senden yardım isteyen başka bir öğrenciye yol tarif edersin.

İşte o gün yalnızca bir yere gitmiş olmazsın.

Kendini yeniden inşa etmiş olursun.

Çünkü bağımsızlık insanın ayağına değil, önce zihnine yerleşir.

Zihin “Ben yapabilirim.” dediğinde bastonun eli takip eder.

Baston yürürken cesaret büyür.

Cesaret büyüdükçe dünya küçülmez; insanın dünyası büyür.

Bir başka örnek…

Diyarbakır’da memur oldun.

Sabah işe gitmen gerekiyor.

Her sabah birinin seni evden almasını mı bekleyeceksin?

Bir gün arkadaşın izinli.

Bir gün kardeşin şehir dışında.

Bir gün kimsenin vakti yok.

Bir gün hava yağmurlu.

Bir gün otobüs güzergâhı değişmiş.

Sen ne yapacaksın?

Bağımsızsan çözüm arayacaksın.

Bastonunu alacaksın.

Yolunu öğreneceksin.

Gerekirse birkaç kez deneyeceksin.

Yanlış durağa gidersen geri döneceksin.

Yanlış sokağa girersen yeniden yönünü bulacaksın.

Çünkü hayatın bütün yolları düz değildir.

Ama insanın her yanlış yolda kaybolması da gerekmez.

Bazen insan yolunu kaybeder.

Sonra kendini bulur.

Bazen korkar.

Sonra cesaret eder.

Bazen düşer.

Sonra ayağa kalkar.

İnsan zaten böyle büyür.

Görme engelli kardeşim, senden mükemmel olmanı istemiyorum.

Senden korkusuz olmanı da istemiyorum.

Sadece korktuğun hâlde bir adım atmanı istiyorum.

Çünkü cesaret, korkmamak değildir.

Korkuya rağmen yürüyebilmektir.

Şimdi daha da derine inelim.

Sakarya’da yaşıyorsun.

İstanbul’da sevdiğin bir insan var.

Onu görmek istiyorsun.

Birlikte oturmak, konuşmak, gülmek, susmak, belki saatlerce dertleşmek istiyorsun.

Ama bağımsız değilsin.

Yanına üçüncü bir insan almak zorundasın.

Çünkü tek başına gidemiyorsun.

İşte burada mesele artık yalnızca ulaşım değildir.

Mesele, insanın özel hayatına kadar uzanan bağımlılıktır.

Bir insan sevdiği kişiyle baş başa kalabilmek için bile başkasının yardımına mecbursa, bağımsızlık eksikliği artık yalnızca sokakta değil, kalbinin içinde de hissedilmeye başlar.

İnsan kendisini eksik hissetmeye başlayabilir.

Kendisine güveni azalabilir.

“Ben yapamam.” cümlesini tekrar tekrar söyleyebilir.

Ve insanın zihninde en tehlikeli cümlelerden biri budur:

“Ben yapamam.”

Çünkü insan bir şeyi yapamayacağına ne kadar inanırsa, denemeyi de o kadar erken bırakır.

Bir süre sonra gerçekten yapamaz hâle gelir.

İşte psikolojik bağımlılık böyle büyür.

Önce başkasının eline ihtiyaç duyarsın.

Sonra o el olmadan yapamayacağına inanırsın.

Sonra o inanç alışkanlığa dönüşür.

Sonra alışkanlık korkuya dönüşür.

Sonra korku hayatının sınırlarını çizer.

Ve en sonunda insan kendi çizdiği sınırın içinde yaşamaya başlar.

İşte bu yüzden bağımsızlık önce bastonda değil, zihinde başlar.

Ailelere de burada çok önemli bir söz söylemek istiyorum:

Çocuğunuzu sevin.

Koruyun.

Yanında olun.

Ama onun yerine yaşamayın.

Çünkü çocuğunuzun önündeki bütün taşları siz temizlerseniz, bir gün hayat karşısına taş koyduğunda ne yapacağını öğrenemez.

Her yere siz götürürseniz, bir gün siz götüremediğinizde dünya onun gözünde büyür.

Her problemi siz çözerseniz, bir gün siz olmadığınızda problem çözülemez hâle gelir.

Bazen sevginin en ağır tarafı, çocuğunuzun elini biraz bırakabilmektir.

Çünkü gerçek sevgi, insanı kendisine bağımlı etmek değil, kendi ayakları üzerinde durabilecek hâle getirmektir.

Görme engelli kardeşim…

Bastonundan utanma.

Baston bir utanç değil.

Baston bir yenilgi değil.

Baston bir acizlik belgesi değil.

Baston, “Ben buradayım.” diyebilmenin araçlarından biridir.

Bastonunu eline aldığında senden bir şey eksilmez.

Tam tersine, hayatına bir şey eklenir:

Özgürlük.

Kendi kararını verme cesareti.

Kendi yolunu öğrenme iradesi.

Kendi hayatının sorumluluğunu taşıma gücü.

Bastonun yere her dokunduğunda belki bir kaldırım taşını hissedersin.

Belki bir çukuru fark edersin.

Belki bir basamağı bulursun.

Ama aslında her dokunuşta kendine de bir şey öğretirsin:

“Ben yapabilirim.”

İşte o iki kelime bazen insanın bütün hayatını değiştirir.

Ben yapabilirim.

Ben gidebilirim.

Ben öğrenebilirim.

Ben başarabilirim.

Ben hata yapabilirim.

Ben yeniden deneyebilirim.

Ben yardım isteyebilirim ama yardıma mahkûm olmak zorunda değilim.

İşte bağımsızlık budur.

Fakat bağımsızlık yalnızca görme engelli bireyin omzuna yüklenemez.

Şehir de bağımsızlığı desteklemelidir.

Kaldırımlar erişilebilir olmalıdır.

Yollar güvenli olmalıdır.

Toplu ulaşım erişilebilir olmalıdır.

Binalar erişilebilir olmalıdır.

Bilgiye erişim mümkün olmalıdır.

Çünkü bireye “Bağımsız ol.” deyip önüne erişilemez bir şehir koymak da adil değildir.

Bir tarafta bireyin kendi becerilerini geliştirmesi gerekir.

Diğer tarafta toplumun ve kurumların erişilebilirliği sağlaması gerekir.

İkisi yan yana gelmeden gerçek bağımsızlık tamamlanmaz.

Fakat bütün bunların arasında insanın kendisine de sorması gereken çok ağır sorular vardır:

Ben kendim için ne yaptım?

Baston kullanmayı öğrenmek için kaç kez dışarı çıktım?

Kendi mahallemde kaç yolu ezberledim?

Kendi başıma markete gittim mi?

Kendi başıma bir yere ulaşmayı denedim mi?

Bir yanlış yaptığımda hemen vazgeçtim mi?

Yoksa yeniden mi denedim?

Çünkü başkasını suçlamak bazen kolaydır.

Aileyi suçlamak kolaydır.

Toplumu suçlamak kolaydır.

Devleti suçlamak kolaydır.

Belediyeyi suçlamak kolaydır.

Sivil toplum kuruluşlarını suçlamak kolaydır.

Ama insanın aynayı kendi yüzüne çevirmesi zordur.

O ayna insanı rahatsız eder.

Çünkü aynada bazen toplumun hatalarını değil, kendi korkularımızı görürüz.

Ve insanın kendisine söyleyebileceği en ağır ama en iyileştirici cümlelerden biri şudur:

“Ben de değişmek zorundayım.”

Klavye başında güçlü olmak kolaydır.

Sosyal medyada büyük cümleler kurmak kolaydır.

Herkese akıl vermek kolaydır.

Telefonun arkasında kendisini dünyanın en güçlü insanı zannetmek kolaydır.
Asıl mesele telefonu cebine koyduğun andır.

Asıl mesele kapıyı açtığın andır.

Asıl mesele sokağa çıktığın andır.

Asıl mesele kimsenin koluna girmediği andır.

Asıl mesele, “Şimdi ne yapacağım?” diye kendi kendine sorduğun andır.

Çünkü insanın gerçek gücü, alkışların arasında değil; kimsenin görmediği mücadelelerde ortaya çıkar.

Kimsenin bilmediği o ilk yürüyüşte.

Kimsenin duymadığı o korkuda.

Kimsenin görmediği o tereddütte.

Ve sonunda atılan o küçücük adımda.

Bazen bir adım, bir insanın bütün hayatının başlangıcıdır.

Bugün kapının önüne çıkarsın.

Yarın mahallene gidersin.

Sonra markete.

Sonra başka bir ilçeye.

Sonra başka bir şehre.

Bir gün bakarsın, dün seni taşıyan insanların gittiği yolları bugün sen kendi başına yürüyorsun.

Ve o zaman insan anlar:

Ben aslında yürümeyi değil, kendime inanmayı öğrenmişim.

Görme engellilik hayatın sonu değildir.

Görme engellilik bir insanın hayallerinin önüne konulmuş mühür değildir.

Ama insanın kendisini başkalarının ellerine teslim etmesi, kendi dünyasının kapılarını içeriden kilitlemesidir.

Bastonunu al.

Önce bir adım at.

Sonra bir adım daha.

Korkuyorsan korkarak yürü.

Çünkü cesaret, korkunun yokluğu değil; korkunun seni durdurmasına izin vermemektir.

Yolunu bilmiyorsan öğren.

Yanlış yaptıysan yeniden dene.

Düştüysen kalk.

Yardım gerekiyorsa iste.

Ama yardım gelmediğinde hayatının sona ermesine izin verme.

Çünkü sen yalnızca başkasının götürdüğü yerlere gitmek için doğmadın.

Sen kendi yolunu bulmak için de doğdun.

Sen yalnızca birinin koluna girmek için değil, gerektiğinde kendi adımlarının sesini duyabilmek için varsın.

Ve unutma:

Gözlerin görmeyebilir.

Ama aklın görebilir.

Kalbin görebilir.

İraden görebilir.

Ruhun görebilir.

Hayallerin görebilir.

Sen göremediğin için hayat seni görmekten vazgeçmez.

Yeter ki sen kendini görmekten vazgeçme.

Çünkü insanın en büyük karanlığı gözlerinin önündeki karanlık değildir.

Kendi gücüne inanmayı bıraktığı andır.

Ve insanın en büyük ışığı da her zaman dışarıdan gelmez.

Bazen o ışık, beyaz bastonunun ucundan değil, kendi yüreğinin içinden yükselir.

Ben yıllardır aynı sözü söylüyorum.

Bugün de söylüyorum.

Yarın da söyleyeceğim:

Değerli görme engelli kardeşim…

Bağımsızlığını eline al.

Kimsenin gölgesinde yaşama.

Kimsenin müsaitliğine hayatını bağlama.

Yardım al ama yardımın kölesi olma.

Teknolojiyi kullan ama teknolojiye teslim olma.

Aileni sev ama onların omuzlarında ömür tüketme.

Bastonunu eline al.

Kendi yolunu öğren.

Kendi korkunu yen.

Kendi hayatının sorumluluğunu al.

Çünkü hayat, başkasının koluna tutunarak tüketilecek kadar uzun değil.

Ve insanın kendi ayakları üzerinde yürüyebilmesi, bazen dünyadaki en büyük özgürlüktür.

ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU REHBER KOORDİNATÖR BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU MİLLİ YÜZÜCÜ YAZAR BİLGİSAYAR YAZILIMCISI ŞAİR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ

#GörmeEngellilik
#BağımsızYaşam
#BağımsızHareket
#BeyazBaston
#BastonlaÖzgürlük
#GörmeEngelliHakları
#EngelliHakları
#Erişilebilirlik #ErişilebilirYaşam
#EşitYaşam
#İnsanOnuru
#Özgürlük
#KendiYolunuYürü
#Kendineİnan
#BağımlılığaMahkûmOlma
#BağımsızBirey
#GörmeEngelliler
#EngelsizYaşam
#EngelsizŞehir
#ToplumsalFarkındalık
#FırsatEşitliği
#Eşitlik
#HakVeÖzgürlük
#YönelimVeBağımsızHareket
#BastonÖzgürlüktür
#BağımsızlıkBirHaktır
#HayataBağımsızDokun
#EngelsizTürkiye
#KaranlığıDeğilKendiniYen
#SakaryalıYusufDurdurmuş