ENGELLİLERİN SESİ, HAKLARININ GÖLGESİNDE KALMASIN: ŞEFFAFLIK, TEMSİL VE GERÇEK ÇÖZÜM ZAMANI

ENGELLİLERİN SESİ, HAKLARININ GÖLGESİNDE KALMASIN: ŞEFFAFLIK, TEMSİL VE GERÇEK ÇÖZÜM ZAMANI

ENGELLİLERİN SESİ, HAKLARININ GÖLGESİNDE KALMASIN: ŞEFFAFLIK, TEMSİL VE GERÇEK ÇÖZÜM ZAMANI

BİRİNCİ PENCERE: KÂĞIT ÜZERİNDEKİ HAK, HAYATIN İÇİNDEKİ GERÇEK

Türkiye’de engelli bireylerin ve ailelerinin yıllardır taşıdığı sorunlar artık tek tek başlıklar olmaktan çıktı. Geçim sıkıntısı, engelli aylıkları, evde bakım destekleri, istihdam, emeklilik, EKPSS sonrası atama bekleyişi, sağlık hizmetlerine erişim, erişilebilirlik, ulaşılabilirlik ve bağımsız yaşam sorunları birbirine eklenerek büyüyen bir hayat mücadelesine dönüştü.

Bir engelli bireyin hayatı yalnızca bir gelir tablosuna, bir rapor oranına veya birkaç ekonomik kritere sığdırılamaz.

Çünkü aynı evde yaşamak, aynı ekonomik imkâna sahip olmak anlamına gelmez.

Bir ailede başka bir bireyin geliri bulunabilir. Fakat o gelir, engelli bireyin cebindeki kullanılabilir para olmayabilir. Üstelik engellilik nedeniyle ortaya çıkan ulaşım, yardımcı cihaz, bakım, sağlık, eğitim, rehabilitasyon ve bağımsız yaşam giderleri sıradan bir hanenin giderlerinden farklı olabilir.

O hâlde sorulması gereken yalnızca “Haneye ne kadar gelir giriyor?” değildir.

Asıl soru şudur:

“Engelli bireyin gerçek hayatında, zorunlu giderleri karşılandıktan sonra kullanabildiği ekonomik imkân ne kadar?”

İşte sosyal devlet anlayışının sınavı tam burada başlar.

İKİNCİ PENCERE: İNSAN BİR KRİTERDEN İBARET DEĞİLDİR

Bir engelli bireyin çalışmaması ile çalışmak isteyip iş bulamaması aynı şey değildir.

Bir insanın gelir desteğinin kesilmesi kolay olabilir.

Peki o insanın kendi ayakları üzerinde durabileceği bir iş imkânı oluşturuldu mu?

Çalışmak isteyen engelli bireyin önündeki erişilebilirlik sorunu çözüldü mü?

İşyerine ulaşabileceği ulaşım imkânı sağlandı mı?

Eğitimine uygun iş bulabilmesinin önü açıldı mı?

EKPSS’ye girip atama bekleyen bireyin belirsizliği azaltıldı mı?

İşte bu sorular cevaplanmadan yalnızca “kriter” demek, hayatın tamamını açıklamaya yetmez.

Çünkü yardımın yerine istihdam konulacaksa, istihdamın gerçekten ulaşılabilir olması gerekir.

Bir insanın desteğini azaltmak veya kesmek, onu otomatik olarak ekonomik bağımsızlığa kavuşturmaz.

Bağımsızlık; iş, gelir, erişilebilir çevre, ulaşılabilir ulaşım, eğitim ve sosyal güvenceyle birlikte kurulabilir.

ÜÇÜNCÜ PENCERE: ENGELLİLERİN SABRI NEDEN TÜKENİYOR?

Bazı aileler artık gerçekten zorlanıyor.

Ay sonunu getirmek için hesap üstüne hesap yapılıyor.

Faturalar erteleniyor.

Temel ihtiyaçlarla engelli bireyin ihtiyaçları arasında seçim yapılmak zorunda kalınabiliyor.

Anne ve babalar çocuklarının geleceği konusunda kaygılanıyor.

Engelli bireyler ise yalnızca mevcut sorunlarla değil, yarının belirsizliğiyle de mücadele ediyor.

Bir tarafta geçim sıkıntısı…

Diğer tarafta sağlık sorunları…

Bir tarafta emeklilik kaygısı…

Diğer tarafta işsizlik…

Bir tarafta EKPSS’ye girip atama beklemek…

Diğer tarafta erişilebilir olmayan şehirler…

Bütün bunların üzerine bir de sosyal desteklerin devam edip etmeyeceği endişesi eklendiğinde, insanın omuzundaki yük daha da ağırlaşıyor.

İnsan sürekli dişini sıka sıka yaşayamaz.

Bir noktadan sonra sıkacak diş de kalmaz.

Sabır sınırsız değildir.

Bu nedenle engelli bireylerin ve ailelerinin yaşadığı ekonomik ve psikolojik baskı küçümsenmemelidir.

Onların söylediği “Artık zorlanıyoruz.” cümlesi duyulmalıdır.

DÖRDÜNCÜ PENCERE: SİVİL TOPLUMUN AYNAYA BAKMA ZAMANI

Tam da bu noktada engellilerin adına konuşan sivil toplum kuruluşlarının sorumluluğu daha da büyüyor.

Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekir:

Bütün sivil toplum kuruluşlarını aynı kefeye koymak doğru değildir.

Sahada çalışan, gönüllü emek veren, engelli bireylerin yanında duran, hak temelli mücadele yürüten ve çözüm üretmeye çalışan çok değerli kuruluşlar ve insanlar vardır.

Onların emeğini yok saymak doğru olmaz.

Ancak bazı engelli bireylerin sivil toplum kuruluşlarına ve yöneticilerine yönelik güven kaybını da görmezden gelmek mümkün değildir.

Bu güven kaybı, engelli bireylerin kendi ifadelerinde açıkça duyulmaktadır.

Peki neden?
Çünkü temsil yalnızca bir kuruluşun adında “engelli” kelimesinin bulunması değildir.

Temsil, engelli bireyin gerçek hayatını bilmek ve onun sorununu çözmek için sorumluluk almaktır.

Bir engelli geçinemiyorsa bunun nedenini araştırmaktır.

Bir engelli çalışamıyorsa nedenini sorgulamaktır.

Bir çalışan emeklilik konusunda sorun yaşıyorsa konuyu gündeme taşımaktır.

Bir EKPSS adayı atama bekliyorsa bu bekleyişin nedenlerini kamuoyuna anlatmaktır.

Bir engelli hastaneye bağımsız ulaşamıyorsa erişilebilirlik sorununu takip etmektir.

Beşinci PENCERE: ETKİNLİK Mİ, GERÇEK ETKİ Mİ?

Engelli bireylerin de herkes gibi gezmeye, dolaşmaya, yemek yemeye, sosyalleşmeye ve güzel zaman geçirmeye hakkı vardır.

Sorun bunların yapılması değildir.

Asıl mesele, sosyal faaliyetlerin temel hak mücadelesinin önüne geçip geçmediğidir.

Bir kuruluş yüzlerce etkinlik yapabilir.

Çok sayıda fotoğraf paylaşabilir.

Toplantılar düzenleyebilir.

Geziler gerçekleştirebilir.

Bunların hepsi sosyal hayat açısından değerlidir.

Fakat ardından şu soru da sorulmalıdır:

“Bu çalışmalar engelli bireyin hayatında neyi değiştirdi?”

Bu soru bir suçlama değildir.

Bu soru, sosyal etkinlik ile sosyal etki arasındaki farkı ortaya koymak içindir.

Kaç erişilebilirlik sorunu çözüldü?

Kaç engelli bireyin istihdamına katkı sağlandı?

Kaç hukuki veya idari sorun takip edildi?

Kaç ailenin yaşadığı sorun ilgili makamlara taşındı?

Kaç EKPSS adayının sesi duyuruldu?

Kaç sorun sonuç alıncaya kadar takip edildi?

Bir kuruluşun gerçek başarısı yalnızca kaç etkinlik düzenlediğiyle değil, kaç insanın hayatında kalıcı bir değişiklik oluşturabildiğiyle de değerlendirilmelidir.

ALTINCI PENCERE: ŞEFFAFLIK GÜVENİN TEMELİDİR

Şeffaflık, sivil toplum kuruluşlarının karşısında duran bir tehdit değil; güvenlerini güçlendiren bir değerdir.

Hangi sorun üzerinde çalışılıyor?

Hangi kurumlarla görüşülüyor?

Hangi talepler iletiliyor?

Hangi sonuçlar elde edildi?

Hangi sorunlar çözülemedi?

Bundan sonra ne yapılacak?

Bu soruların cevapları kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Çünkü insanlar artık yalnızca “Çalışıyoruz.” cümlesini duymak istemiyor.

“Ne yaptınız?” diye soruyorlar.

“Sonuç ne oldu?” diye soruyorlar.

“Bundan sonra ne olacak?” diye soruyorlar.

Çözülmeyen bir sorun bile açıkça anlatılabilir.

“Bu sorunu gündeme taşıdık ancak henüz sonuç alamadık.” demek, bazen en samimi açıklamadır.

Çünkü güven, her sorunu çözmüş görünmekle değil, gerçeği olduğu gibi anlatmakla oluşur.

YEDİNCİ PENCERE: SAHAYA İNMEDEN HAYAT ANLAŞILABİLİR Mİ?

Masa başında görünen sorun ile sokakta yaşanan sorun aynı olmayabilir.

Bir bina erişilebilir görünebilir; fakat görme engelli birey için yönlendirme sistemi yetersiz olabilir.

Bir kaldırım yeni yapılmış olabilir; fakat tekerlekli sandalye kullanan kişinin geçişini engelleyen başka bir unsur bulunabilir.

Bir iş ilanında engelli adaylara açık olduğu yazabilir; fakat işyerine ulaşım veya çalışma ortamı bağımsız çalışmaya uygun olmayabilir.

Bir sosyal destek sistemi kâğıt üzerinde düzenli görünebilir; fakat ailenin gerçek yaşam koşulları çok daha ağır olabilir.

İşte sahaya inmek tam olarak budur:

Dinlemek.

Görmek.

Belgelemek.

Raporlamak.

İlgili makama iletmek.

Takip etmek.

Sonucu açıklamak.

Sahaya inmek yalnızca fotoğraf çekmek değildir.

Sahaya inmek, insanın hayatına dokunmaktır.

SEKİZİNCİ PENCERE: ENGELLİ BİREY TEMSİLİN NESNESİ DEĞİL, ÖZNESİ OLMALIDIR

Engelli birey adına konuşmak ile engelli bireyin kendi sözünü duyurmak arasında büyük bir fark vardır.

Sağlıklı bir sivil toplum anlayışında engelli birey yalnızca yardım alan kişi değildir.

O aynı zamanda karar mekanizmasının bir parçasıdır.

Çalışma gruplarında olmalıdır.

Toplantılarda dinlenmelidir.

Raporların hazırlanmasına katılmalıdır.

Çözüm önerilerinin oluşturulmasında söz sahibi olmalıdır.

Çünkü kendi hayatını yaşayan insan, yaşadığı sorunun ayrıntısını çoğu zaman herkesten daha iyi bilir.

Engelli bireyi dinlemeden engellilik politikası oluşturmak, haritaya bakarak yolu yürümeye benzer.

Harita önemlidir.

Ama yolun taşını, çukurunu ve engelini yürüyen bilir.

DOKUZUNCU PENCERE: SORUNLAR NEDEN ÇIĞ GİBİ BÜYÜYOR?

Çünkü çözülmeyen her sorun başka bir sorunu doğuruyor.

İşsiz kalan engelli birey ekonomik olarak zorlanıyor.

Ekonomik zorluk aile üzerindeki baskıyı artırıyor.

Aile üzerindeki baskı psikolojik yük oluşturuyor.

Erişilebilirlik sorunu işe ulaşmayı zorlaştırıyor.

İşe ulaşamamak bağımsız yaşamı geciktiriyor.

Atama beklemek hayat planlarını erteliyor.

Emeklilik belirsizliği geleceğe ilişkin güveni azaltıyor.

Sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler hayatı daha da ağırlaştırıyor.

Böylece birbirinden ayrı görünen sorunlar birleşerek büyük bir yaşam mücadelesine dönüşüyor.

Sivil toplumun görevi tam da burada ortaya çıkıyor:

Sorun kriz hâline gelmeden onu görmek.

ONUNCU PENCERE: ARTIK SADECE SES DEĞİL, SONUÇ GEREKİYOR

Engelli bireylerin artık yalnızca daha yüksek sesle konuşulmasına değil, daha somut sonuçlar alınmasına ihtiyacı var.
Bir sorun tespit edildiyse kayıt altına alınmalı.

Kayıt altına alındıysa ilgili makama iletilmeli.

İletildiyse takip edilmeli.

Takip edildiyse sonucu kamuoyuna açıklanmalı.

Çözüldüyse nasıl çözüldüğü anlatılmalı.

Çözülmediyse neden çözülemediği açıklanmalı.

İşte gerçek hesap verebilirlik budur.

Kamera karşısında yapılan açıklama önemlidir.

Fakat kamera kapandıktan sonra başlayan takip daha önemlidir.

Çünkü gerçek mücadele, açıklama yapıldığı anda bitmez.

Asıl mücadele, sonuç alıncaya kadar devam eder.

ON BİRİNCİ PENCERE: SORU SORMAK SUÇLAMA DEĞİLDİR

Engelli bireylerin sivil toplum kuruluşlarına yönelttiği eleştiriler düşmanlık olarak görülmemelidir.

Soru sormak saygısızlık değildir.

Şeffaflık istemek suçlama değildir.

Hesap verebilirlik talep etmek saldırı değildir.

Özeleştiri yapmak zayıflık değildir.

Tam tersine, bunlar güçlü bir sivil toplum kültürünün temel taşlarıdır.

Kimse kırılmadan konuşabilmeliyiz.

Kimse küçümsenmeden eleştirebilmeliyiz.

Kimse hedef gösterilmeden sorunları ortaya koyabilmeliyiz.

Ama sorunları da halının altına süpürmemeliyiz.

Çünkü halının altına bırakılan her sorun, yarın daha büyük bir engel olarak karşımıza çıkabilir.

ON İKİNCİ PENCERE: ÇÖZÜM NEREDE BAŞLAMALI?

Çözüm aslında çok uzaklarda değil.

Öncelikle engelli bireyin kendisi dinlenmeli.

Gerçek ihtiyaçlar sahada tespit edilmeli.

Kişisel ekonomik durum ile hane ekonomisi arasındaki fark daha dikkatli değerlendirilmelidir.

Engellilik nedeniyle oluşan zorunlu giderler sosyal destek değerlendirmelerinde daha görünür hâle getirilmelidir.

Çalışabilecek durumda olan engelli birey için yardımın yerine gerçek ve erişilebilir istihdam seçenekleri oluşturulmalıdır.

EKPSS sonrası atama süreçlerinde yaşanan belirsizlikler azaltılmalıdır.

Çalışan engelli bireylerin emeklilik konusunda karşılaştığı sorunlar açık ve anlaşılır biçimde ele alınmalıdır.

Erişilebilirlik yalnızca bina girişindeki rampadan ibaret görülmemelidir.

Ulaşım, yönlendirme, bilgiye erişim, dijital hizmetler ve bağımsız hareket de erişilebilirliğin parçası olarak değerlendirilmelidir.

Sivil toplum kuruluşları ise kendi içinde daha fazla şeffaflık, daha güçlü saha çalışması ve daha ölçülebilir sonuç anlayışı geliştirmelidir.

Çünkü çözümün ilk şartı, sorunu doğru tarif etmektir.

ON ÜÇÜNCÜ PENCERE: YENİ BİR SİVİL TOPLUM ANLAYIŞI MÜMKÜN

Belki de artık dilimizi değiştirmemiz gerekiyor.

“Engelliler için çalışıyoruz.” yerine:

“Şu sorunu tespit ettik, şu adımı attık ve sonucu şu şekilde takip ediyoruz.”

“Yanınızdayız.” yerine:

“Bu sorun için şu çalışmayı yaptık.”

“Sesinizi duyuruyoruz.” yerine:

“Talebinizi ilgili makama ilettik ve gelişmeleri şu şekilde paylaşacağız.”

Bu dil daha sade olabilir.

Ama daha güvenilirdir.

Çünkü engelli bireyin ihtiyacı süslü cümlelerden çok, hayatına dokunan sonuçlardır.

ON DÖRDÜNCÜ PENCERE: ENGELLİLER ARTIK YALNIZCA GÖRÜLMEK DEĞİL, GERÇEKTEN DUYULMAK İSTİYOR

Bugün engelli bireylerin ve ailelerinin beklentisi aslında çok açık:

Daha fazla şeffaflık.

Daha fazla saha çalışması.

Daha fazla dayanışma.

Daha fazla hesap verebilirlik.

Daha fazla somut çözüm.

Daha fazla bağımsızlık.

Daha fazla erişilebilirlik.

Daha fazla istihdam.

Daha güçlü sosyal güvence.

Ve daha fazla insan onuru.

Bir annenin çocuğunun geleceğine güvenebilmesi gerekiyor.

Bir babanın “Ben olmadığımda çocuğum ne olacak?” korkusunun azalması gerekiyor.

Bir engelli gencin sınava girerken bunun yalnızca bir sınav değil, geleceğe açılan bir kapı olduğunu bilmesi gerekiyor.

Bir çalışanın emekliliğini planlayabilmesi gerekiyor.

Bir işsizin gerçekten iş bulabilmesi gerekiyor.

Bir görme engellinin beyaz bastonuyla, bir tekerlekli sandalye kullanıcısının kendi sandalyesiyle, işitme engelli bireyin kendi iletişim araçlarıyla toplumun her alanına bağımsız şekilde ulaşabilmesi gerekiyor.

Ve bütün bunların gerçekleşmesi için engelli bireyin sesi yalnızca özel günlerde değil, yılın her gününde duyulmalıdır.

Sivil toplum kuruluşları bu sesin önünde değil, yanında yürümelidir.

Çünkü temsil bir koltuk değildir.

Temsil bir sorumluluktur.

Temsil görünür olmak değildir.

Temsil görünmeyeni görünür hâle getirmektir.

Temsil engellilerin adına konuşmak kadar onların sözünü dinlemektir.

Temsil alkış almak değil, gerektiğinde sessizce ve sabırla bir sorunun peşinden gitmektir.

Gerçek başarı da kaç kişinin sizi tanıdığıyla değil, kaç insanın hayatında gerçekten bir şeylerin değiştiğiyle ölçülmelidir.

SON PENCERE: ARTIK GÜVENİ YENİDEN İNŞA ETME ZAMANI

Türkiye’de engellilik alanında gerçek bir dönüşüm isteniyorsa yalnızca kamu kurumlarının değil, sivil toplum kuruluşlarının da kendi çalışma biçimlerini gözden geçirmesi gerekiyor.

Çünkü engelli bireylerin sorunları beklemiyor.

Geçim sıkıntısı beklemiyor.

İşsizlik beklemiyor.

Emeklilik sorunları beklemiyor.

Atama bekleyenler bekliyor ama hayatları beklemiyor.

Erişilebilirlik sorunları büyüyor.

Ailelerin kaygıları büyüyor.

Ve insanların sabrı tükeniyor.

İnsanlar yıllardır dişlerini sıka sıka mücadele ediyor.

Bir noktadan sonra sıkacak diş de kalmıyor.

Bu nedenle artık yalnızca yeni sloganlara, yeni fotoğraflara ve yeni açıklamalara değil; gerçek çözümlere ihtiyaç var.

Engelli bireyin hayatına dokunan çözümlere…

Şeffaflığa…

Sahaya inmeye…

Gerçek sorunları dinlemeye…

Veriye dayalı çalışmaya…

Sonuç almaya…

Ve alınan sonucu kamuoyuyla paylaşmaya…

Çünkü engelli bireyin hayatı bir etkinlik takvimine sığmaz.

Bir fotoğraf karesine sığmaz.

Bir basın açıklamasına sığmaz.

Bir slogan hiç değildir.

O hayat gerçektir.

O mücadele gerçektir.

O ailenin kaygısı gerçektir.

O gencin atama bekleyişi gerçektir.

O çalışanın emeklilik endişesi gerçektir.

O annenin ve babanın geleceğe ilişkin korkusu gerçektir.

O görme engellinin bağımsız yürüyebilme mücadelesi gerçektir.

O tekerlekli sandalye kullanıcısının aşamadığı kaldırım gerçektir.

Ve bütün bu gerçeklerin karşısında artık yapılması gereken, birbirimizi suçlamak değil; birbirimizi dinleyerek daha güçlü bir hak mücadelesi kurmaktır.

Kamu kurumları görevini daha güçlü yerine getirmelidir.

Sivil toplum kuruluşları kendisini daha fazla sorgulamalıdır.

Engelli bireyler karar mekanizmalarının daha güçlü bir parçası olmalıdır.

Ailelerin sesi duyulmalıdır.

Sorunlar açıkça raporlanmalıdır.

Çözümler ölçülebilir hâle getirilmelidir.

Ve toplum, engelliliği yalnızca bir yardım konusu olarak değil, eşit yurttaşlık ve insan hakları meselesi olarak görmelidir.

Çünkü gerçek temsil, engellinin hayatını anlatmakla başlamaz.

Engellinin hayatını dinlemekle başlar.

Gerçek mücadele, kürsüde konuşmakla bitmez.

Sahada devam eder.

Gerçek şeffaflık, yalnızca başarıları anlatmak değildir.

Çözülemeyen sorunları da dürüstçe paylaşabilmektir.

Gerçek güven, “Bize inanın.” demekle kurulmaz.

“İşte yaptıklarımız, işte sonuçlarımız, işte çözemediğimiz sorunlar ve işte bundan sonra atacağımız adımlar.” diyebilmekle kurulur.

Artık engelli bireylerin beklediği şey çok açık:

Daha az gösteriş, daha çok emek.

Daha az slogan, daha çok sonuç.

Daha az mesafe, daha çok saha.

Daha az kapalılık, daha çok şeffaflık.

Daha az söz, daha çok çözüm.

Çünkü engellilerin sesi artık yalnızca duyulmak istemiyor.

Gerçekten dinlenmek istiyor.

Ve dinlenen her gerçek sorun, çözümün başladığı yerdir.

ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU REHBER KOORDİNATÖR BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU MİLLİ YÜZÜCÜ YAZAR BİLGİSAYAR YAZILIMCISI ŞAİR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ

#EngelliHakları #DisabilityRights #Erişilebilirlik #BağımsızYaşam #Engelliİstihdamı #EKPSS #SivilToplum #Şeffaflık #HesapVerebilirlik #EşitYurttaşlık #İnsanHakları #SosyalAdalet #InclusiveSociety #EngelsizTürkiye Eylemler var