Kaldırımlarda görme engelli bireylerinde yürümeye hakkı var

Kaldırımlarda görme engelli bireylerinde yürümeye hakkı var

KALDIRIMLARDA BEYAZ BASTONUN HAKKI VAR

Bir şehirde insanın onuru, kaldırımda attığı adımla ölçülür. Kaldırımlar yalnızca taş döşemesi değildir; özgürlüğün, eşitliğin, yaşam hakkının sembolüdür. Ve o kaldırımlarda bir beyaz baston her ileri hamlesinde aslında bir insanın var olma mücadelesini temsil eder.

Görme engelli bir birey, sabahın erken saatlerinde bastonunu eline alır. Rüzgârın yönünü hisseder, çevresindeki sesleri dinler, kaldırımı tanımaya çalışır. Bastonun her vuruşu bir rehberdir; taşın eğimini, direğin mesafesini, insanın varlığını anlatır. Ancak bu rehberlik bazen bir çarpma sesiyle kesilir. Çünkü kaldırımlar, insanın değil, ihmalkârlığın, umursamazlığın eşiğine dönüşmüştür.

Bir köşe başında bir elektrikli scooter… Biraz ileride dükkândan taşan masa, birkaç adım sonra park edilmiş bir araç. Bastonun ucundan yankılanan o metal sesi, aslında bir toplumun duyarsızlığının yankısıdır. Baston çarpar, eller sarsılır, kalp hızlanır, bazen can yanar… O an, yalnızca bedene değil, ruhun sabrına da bir darbe iner. Ama baston yine yere dokunur, yürüyüş devam eder. Çünkü durmak, pes etmek değildir görme engellinin lügatinde.

Bir kaldırımı işgal eden her masa, her motor, her araç; bir insanın özgürlüğünü çalar. Oysa görme engellinin bastonuyla attığı her adım, yaşamın içinde eşit bir yer talebidir. “Ben de buradayım,” der sessizce. “Benim de yürümeye, yaşamaya hakkım var.” Bu ses, duyulmayı bekleyen en insani çığlıktır.

Bir şehir, beyaz bastonun engelsizce kayabildiği bir kaldırıma sahip olduğunda gerçekten medenidir. Çünkü o şehirde sadece yollar değil, vicdanlar da düzelmiştir. Görme engelli bireyin bastonu, bir engelle karşılaşmadan ritmik bir biçimde yere dokunuyorsa, o şehir nefes alıyor demektir. Ama baston bir engele vurduğunda, yalnızca o birey değil, aslında hepimiz tökezliyoruz.

Kaldırımlar bizim ortak alanımızdır. Hiç kimsenin özel mülkü değildir. O kaldırımlar, bebek arabasındaki bir çocuğun, yaşlı bir kadının, tekerlekli sandalyedeki bir gencin ve beyaz bastonuyla yürüyen bir insanın ortak yaşam zeminidir. Kaldırımda özgürce yürüyemeyen bir engelli varsa, orada toplum da sakatlanmıştır.

Biraz duyarlılık, biraz empati yeterlidir. Gözlerinizi kapatın, elinize bir baston alın ve sadece on adım yürüyün. Kaldırımın üzerindeki bir tabela, bir saksı, bir masa, bir araç size neler hissettirecek, bir düşünün. İşte o zaman anlayacaksınız: engel gözde değil, insanda başlıyor.

Beyaz baston, yalnızca bir yön bulma aracı değildir; aynı zamanda bir onur simgesidir. O baston, bir şehrin karakterini, bir toplumun vicdanını ölçer. Eğer o baston bir gün hiç bir yere çarpmadan süzülüp gidebiliyorsa, işte o gün insanlık gerçekten ilerlemiş demektir.

ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU, REHBER KOORDİNATÖR, BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU, MİLLİ YÜZÜCÜ, ŞAİR, BİLGİSAYAR YAZILIMCISI, YAZAR
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ