Bir Haftalık Vicdanın Ardındaki Gerçekler
10-16 Mayıs Engelliler Haftası’nı yine geride bıraktık.
Televizyon ekranları doldu.
Gazete manşetleri süslendi.
Sosyal medya cümlelere boğuldu.
Bir hafta boyunca herkes çok duyarlıydı.
Öyle duyarlıydı ki normal zamanda selam vermeye vakti olmayan insanlar, o gün kameraların önünde engelli bireylerin omzuna el atıp:
“Her zaman yanınızdayız.” dedi.
Piknikler yapıldı.
Müzikler açıldı.
Halaylar çekildi.
Mikrofonlar kuruldu.
Siyasiler kürsülerde duygusal konuşmalar yaptı.
“Engelleri sevgiyle aşıyoruz.” cümleleri havada uçuştu.
Televizyon kanallarındaki bazı görüntüler, gazete başlıkları ve yapılan konuşmalar beni bile duygulandırdı.
Çünkü bu ülkenin insanı aslında vicdansız değil.
Bu toplumun içinde hâlâ merhamet var.
Hâlâ iyi insanlar var.
Ama mesele tam da burada başlıyor…
Çünkü vicdan, sadece belirli günlerde hatırlanınca anlamını kaybediyor.
Bir hafta boyunca herkes engelli bireyleri konuştu.
Ama kimse gerçek engelleri tam anlamıyla konuşmadı.
Kimse çıkıp da:
“Bir görme engelli neden hâlâ sarı çizginin ortasındaki elektrik direğine çarpıyor?” diye sormadı.
Kimse:
“Bir tekerlekli sandalye kullanıcısı neden rampanın önüne park edilen araç yüzünden yol değiştirmek zorunda kalıyor?” demedi.
Kimse:
“Bir işitme engelli neden hâlâ birçok resmi açıklamayı anlayamıyor?” diye düşünmedi.
Çünkü bizde çoğu zaman çözüm üretmek yerine duygu üretmek daha kolay.
Rampa yapmak maliyetli geliyor.
Tweet atmak ücretsiz geliyor.
Erişilebilir şehirler inşa etmek zor geliyor.
Ama sahnede duygusal konuşmalar yapmak çok kolay geliyor.
Bir konuşmacı çıktı:
“Biz engelleri gönüllerde kaldırdık.” dedi.
Kaldırımları da kaldırmışsınız zaten.
Yürümeye çalışan görme engelli her gün bunu hissediyor.
Aslında engelli bireylerin çoğunun istediği şey çok basit:
Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek.
Ne alkış istiyoruz…
Ne acınmak…
Ne de kahraman ilan edilmeyi…
Sadece insan yerine konulmak istiyoruz.
Çünkü bağımsız yaşamak lütuf değildir. Erişilebilirlik ayrıcalık değildir.
Bir engelli bireyin güvenli şekilde yürüyebilmesi, toplu taşımayı kullanabilmesi, eğitim alabilmesi, çalışabilmesi veya sosyal hayata katılabilmesi ekstra iyilik değildir.
Bunlar en temel insan hakkıdır.
Ama ne yazık ki hâlâ birçok insan engelli bireyi görünce şaşırıyor.
Tek başına dışarı çıkmasını “başarı hikâyesi” sanıyor.
Çalışmasını “helal olsun” diyerek izliyor.
Oysa biz mucize değiliz.
Biz hayatın tam içindeyiz.
Biz de yoruluyoruz.
Biz de kırılıyoruz.
Biz de mücadele ediyoruz.
Ama her şeye rağmen yeniden ayağa kalkıyoruz.
Asıl mesele bedenlerdeki engeller değil;
Zihinlerdeki kaldırımlardır.
Çünkü gerçek engel sevgisizlik değil sadece…
Gerçek engel; kaldırımın ortasına bırakılan motosiklet.
Gerçek engel; çalışmayan asansör.
Gerçek engel; erişilemeyen kamu binaları.
Gerçek engel; empatiyi sadece mikrofon başında hatırlayan zihniyettir.
Bir hafta boyunca herkes çok duyarlıydı.
Şimdi hafta bitti.
Afişler kaldırıldı.
Sahneler söküldü. Mikrofonlar kapandı.
Kameralar sustu.
Protokol araçları gitti.
Ve şehir yine eski haline döndü.
Görme engelli yine direğe çarpıyor.
Tekerlekli sandalye kullanan birey yine kaldırıma çıkamıyor.
İşitme engelli yine anlamadığı anonsların içinde kalıyor.
Ama olsun…
Geçen hafta herkes çok duygulandı.
İnsan bazen düşünüyor…
Bu ülkede engelli birey olmak mı zor, yoksa her yıl aynı cümleleri dinlemek mi?
Çünkü bizi bir hafta hatırlayıp elli bir hafta unutanlar, yine görevini başarıyla tamamladı.
ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU
REHBER KOORDİNATÖR
BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU
MİLLİ YÜZÜCÜ
YAZAR
BİLGİSAYAR YAZILIMCISI
ŞAİR
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
#BirHaftalıkVicdan
#EngellerZihinlerdeBaşlar
#ErişilebilirlikLütufDeğildir
#GerçekEngelDuyarsızlık
#VicdanMikrofonlaOlmaz
#BağımsızYaşamHaktır
#EngelliDeğilEngelleniyoruz
#KaldırımlarHerkesindir
#EmpatiSözdeKalmasın
#SessizHayatlarınÇığlığı
