KALBİN GÖZÜYLE GÖRENLER
Görme engelli bireyler, çağımızın en karmaşık döneminde insanlık dersi veren en sade öğretmenlerdir. Onlar, gözleriyle değil, kalpleriyle gören, duymakla kalmayıp hisseden, hayatı detaylarıyla değil özüyle yaşayan insanlardır. Bu çağda, her şeyin hızla tükendiği, insanların birbirini görmek yerine birbirini atlattığı bir dünyada, görme engelli bireylerin hayatı bize “insan kalabilmenin” en somut örneğini sunar.
Bugün, ekran ışıkları altında yaşayan, telefonun titreşimiyle duygusunu tanımlayan bir toplumun içinde, görme engelli bir birey sabah bastonuyla sokağa çıktığında aslında hepimize sabrı, özgüveni ve kararlılığı hatırlatır.
Bir kaldırımdaki çukur, bir düzensiz taş, bir park halindeki skuter… Hepsi birer engel değil, karakteri büyüten bir sınavdır onun için.
Ve o, her sabah aynı güzergâhta yürürken sadece yoluna değil, hayatına da yön verir. Çünkü görmeden yürümek, aslında görerek yaşamaktır.
Görme engelli bir öğrenci, bilgisayarındaki sesli yazılım sayesinde notlarını dinleyerek öğrenir. Görsel sunumlar, renkli grafikler, karmaşık tablolar onun için farklıdır belki ama o, bilgiyi gözle değil zihinle işler.
Bir görme engelli çalışan, mesai arkadaşlarından önce gelir işe; çünkü bilir, başarıya ulaşmanın yolu mazeret değil gayrettir.
Bir görme engelli anne, çocuğunun yüzünü hiç görmemiştir ama onun gülüşünü en önce hisseder. Çünkü anne olmak görmek değil, hissetmektir.
Bir görme engelli genç, arkadaşlarının sesinden yönünü, insanların kalbinden karakterini tanır. Çünkü göz yanılır ama gönül asla yanılmaz.
Toplumda hâlâ bazı zihinler, engelli bireyleri “yardım edilmesi gereken” insanlar olarak görür. Oysa onlar, yardıma değil fırsata ihtiyaç duyarlar.
Bir görme engelli birey, bir kurumda çalışmak istediğinde hâlâ “Yapabilir mi?” sorusu soruluyorsa, asıl engel oradadır.
Bir durakta, beyaz bastonuyla otobüs bekleyen birini görüp “Zaman kaybı” diye yanından geçenler varsa, engel oradadır.
Bir üniversitede, görme engelli öğrenciye not paylaşmak istemeyen bir zihniyet varsa, engel oradadır.
Çünkü asıl karanlık, gözlerde değil; vicdanlarda, ön yargılarda, duyarsızlıklardadır.
Görme engelli bireyler, yaşamlarını “azmin mimarisiyle” inşa ederler.
Her gün bastonun ucunda bir umut, bir adımda bir özgürlük vardır.
Birçoğu bugün bilişimden eğitime, spordan sanata kadar her alanda üretken, disiplinli, öncü bireylerdir.
Ekran okuyucu programlarla yazılım geliştirir, klavyeyle dünyayı kodlar, sesiyle hayatın ritmini yakalarlar.
Onlar, bağımlı değil; bağımsız yaşamanın tanımıdır.
Bir görme engellinin bir yere varması, yalnızca adımlarla değil, iradeyle olur.
Bir kapıdan içeri girdiğinde, kimseye muhtaç olmadan yönünü bulur. Çünkü o, yön duygusunu bastonundan değil, hayatın iç sesinden alır.
Onlar, düşse de pes etmez; çünkü her düşüş, bir sonraki kalkışın öğretmenidir.
Görme engelli bireyler, topluma şunu hatırlatır:
Işık göze değil, ruha vurduğunda insan gerçekten görür.
Ve bir bastonun ucundaki kararlılık, bazen milyonların gözündeki ışıktan daha değerlidir.
Gerçek engel, duvarlarda değil; duygusuz zihinlerde, görmezden gelen kalplerdedir.
Gerçek özgürlükse, bastonla yürüyen bir insanın adımlarında saklıdır.
KOORDİNATÖR, ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU, REHBER, MİLLİ YÜZÜCÜ, ŞAİR, BİLGİSAYAR YAZILIMCISI,
BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU, YAZAR
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
