İNSANIN EN BÜYÜK SINAVI HAFIZ
Hafız… Bu dünya dediğin, insana sadece yol yürütmez; aynı zamanda kalbinin ağırlığını da taşıtır. Bazen bir söz ederiz, önemsemeyiz… Ama yıllar sonra o söz, insanın tam karşısına dikilir. Bu anlatacağım hikâye de öyle bir hikâye ki, Sakarya’nın irfanı, mertliği, insanlığı neyse hepsini içinde taşır. Hem düşündürür hem sarsar.
Aynı iş yerinde çalışan iki genç vardı.
Sevda mı? Hele sor…
İş yerinin koridorlarından bile belli olurdu birbirlerine olan sevgileri. Nişan yapıldı, hayaller kuruldu, planlar çizildi. “Şöyle ev döşeriz, böyle bir yuva kurarız” diye konuşa konuşa zaman geçti. İkisi de memur, ikisi de gönlü güzel insanlardı.
Derken hayat bir kapı kapattı.
Murat’ın babasının işleri bozuldu. Ev kurmak kolay iş değildi. Masrafı, yükü, derdi… Murat geceleri düşünmekten uyuyamaz oldu. Sonunda bir akşam derin bir nefes alıp nişanlısı Aysel’e dedi ki:
“Aysel… Babamın durumu ortada. Bir yıl kadar ailemle otursak? Sonra kendi yuvamızı kurarız.”
Ama Aysel’in cevabı öyle bir cevaptı ki… İnsanın omzuna bindirilmiş en ağır yük bile bu kadar çökmez insanın üzerine:
“Senin özürlü kız kardeşinle değil bir yıl, bir hafta bile oturmam!”
Hafız…
Bu söz var ya, insanın yüreğini un ufak eder.
İnsan taş olsa çatlar, demir olsa erir.
Murat sustu. Çünkü sevda başkaydı ama kardeşin haysiyeti daha başkaydı. Yüzüğü çıkardı, masaya bıraktı. Aysel’le yollarını ayırdı. İkisi de tayin isteyip şehri terk etti. Bir zamanlar herkesin dilinde gezen o büyük sevda, bir cümlede bitti.
Yıllar geçti…
Bir gün Aysel’i eski arkadaşı sokakta gördü. Yüzü solmuş, omuzları çökmüş bir hâlde. Sordu:
“Aysel, ne oldu? Hayatın neye döndü? Evlenemedin mi?”
Aysel’in yüzü titredi, sesi kısıldı:
“Evlendim… Bir kızım oldu. Ama engelli doğdu. Kocam beni suçlayıp terk etti. Şimdi kızımla yaşıyorum. Ve her gece Murat’a söylediğim o sözü düşünüyorum. İnsan bazen bir cümle ediyor ya… O cümle yıllar sonra geliyor karşına dikiliyor. Keşke söylemeseydim…”
Hafız…
Duy şu sözü. İyi duy.
Hayat insanı, hor gördüğü şeyle sınar.
Küçümsediğin, ağız büküp baktığın ne varsa bir gün gelir senin kapını çalar.
Engelli olmak kusur değildir. Ayıp değildir.
Asıl kusur; gönlü dar, vicdanı körelmiş insanlarındır.
Bugün insanlar yavaş yavaş fark ediyor:
Engelli birey, toplumun yükü değil; insanlığın aynasıdır.
Onlara haklarını vermek fazilet değil, görevdir.
Onları dışlamak değil, anlamak insanlıktır.
Yanlarında durmak ise kalbi olan herkesin boynunun borcudur.
Bu hikâye öyle bir hikâyedir ki hafız…
Okuyanın zihnine değil, vicdanına iner.
Hem genç kızlara, hem genç erkeklere ders olur.
Yediden yetmişe herkese insanlığını hatırlatır. Çünkü kimse bilmez yarının ona ne getireceğini. O yüzden kimseyi, ama kimseyi sınavıyla yargılama.
Zira bugün dil uzattığın şey, yarın sınavın olur.
ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU REHBER KOORDİNATÖR BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU MİLLİ YÜZÜCÜ YAZAR BİLGİSAYAR YAZILIMCISI ŞAİR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
