Kime Karanlık Kime Aydınlık

Kime Karanlık Kime Aydınlık

Kime Karanlık, Kime Aydınlık; Herkes Niyetinin Rengine Bakar Bak şimdi arkadaş… Hayat dediğin dümdüz yol değil; sağa sapar, sola kayar, bazen çamura gömer, bazen rüzgârıyla savurur. Herkesin yükü başka, yürüyüşü başka… Kimisi bastonuyla gider, kimisi tekerlekli sandalyesiyle, kimisi işitme cihazıyla, kimisi duymadan ama görerek, hissederek. Bu yüzden kimse kimseyi aynı kefeye koymasın. Engel dediğin şey, bedenle alakalı değil; çoğu zaman insanların kafasının içindeki paslı düşüncelerle alakalı.

Hadi gel, biraz içini acıtayım, biraz yüzüne ayna tutayım; kimse alınmasın ama kendini bulan da dersini alsın. Görme engelli bireyin ailesi… Ulen çocuk değil bu, birey birey!
Ama hâlâ eline ayağına yapışırlar.
“Aman düşme, aman çarpma, aman yürüme, aman koşma…”
Sanki hayat sadece düşmeyle, çarpmayla ölçülüyor.
Bırak da düşsün be abla, bırak da çarpsın be abi…
Kendi yolunu kendi öğrensin.
Baston dediğin sihirli bir değnek değil; yol gösteren bir akıl arkadaşıdır.
Ama ne yapıyor bazı aileler? Pamuklara sarıyor, korudukça kısıtlıyor, kısıtladıkça köreltiyor.
Sonra da “Niye çekingen oldu?” diye düşünür.
E nasıl olmasın?
Sen nefes alan bir bireyi, evin içinde duvar süsü gibi büyüttün. Bedensel engelli bireyin ailesi… Bazıları var ki helal olsun; destek olur, güç verir.
Ama bir grup aile var ki…
“Sen dur, ben yaparım.”
“Sen dışarı çıkma, yorulursun.”
“Sandalyeyle uğraşma, millet bakar.”
Ulen milletin bakmasından sana ne?
Bakanın engeli var; sandalyede oturanın değil.
Tekerlekli sandalye özgürlüktür, uçmak gibidir.
Doğru kaldırım yoksa sorun sandalye değil, kaldırımdır.
Rampa yoksa sorun birey değil, binayı yapanın vizyonsuzluğudur.
Bunu hâlâ anlamayan bir güruh var, maalesef memleket hâlâ onları sırtında taşıyor. İşitme engelli bireyin ailesi… Bu ailelerde de tuhaf bir kafa var.
“İşaret dili öğrenmeyelim, engeli pekiştirir.”
Ulen ne diyorsun sen?
İnsan kendi çocuğu ile iletişim kurmaktan korkar mı?
Bir çocuk değil, birey bu!
Ses duymuyor olabilir ama sevgiyi hisseder, gözle konuşur, yüzle konuşur.
Ama sen yüzünü çevirirsen o da dünyasını kapatır.
Esas engel bu işte…
Duymamak değil; duyulmamaktır. Günümüzden birkaç tokat gibi örnek… Sokakta bastonuyla yürüyen bir görme engelli bireye, sorulmadan koluna giren tipler…
İyi niyet mi? He he…
İyi niyetin de bir edebi, bir izni vardır.
Biri sana sormadan eline yapışsa hoşuna gider mi?
Gitmez!
Aynı şey işte.

AVM’de tekerlekli sandalyesiyle gezen birine zorla yardım edenler…
“Ben itiyim, ben götüreyim, ben yapayım…”
Ulen belki kendi gitmek istiyor?
Destek dediğin şey dayatma olmaz.

Markette konuşmaya çalışan işitme engelli bireyi anlamayınca suratını ekşitip giden çalışan…
Sorun ne biliyor musun?
Sorun onun duyamaması değil; senin anlamaya üşenmen. İşin özü ne? Aileler sevgiyle korkuyu karıştırıyor.
Korkuyla acımayı…
Acımayla kontrolü…
Kontrolle kısıtlamayı…
Sonra zannediyorlar ki doğru yapıyorlar.
Halbuki bireyin önüne en büyük engeli onlar koyuyor.

Engelli birey dediğin;
Kimi destekle yürür, kimi kendi başına yürür.
Kimi cihazla duyar, kimi işaret diliyle konuşur.
Kimi sandalyeyle özgürdür, kimi yardımla hareket eder.
Ama hepsinin ortak bir gerçeği var:
Hepsi bireydir.
Hepsinin hayatı değerlidir.
Hepsinin sözü vardır.
Hepsinin ışığı vardır.
Ve hiçbirinin karanlığı, başkalarının zihnindeki karanlık kadar ağır değildir. Bu yüzden… Gerçek engel gözde değil, kulakta değil, bacakta değil.
Gerçek engel, yanlış yaklaşımda gizli.
Toplum kafasını düzeltirse, birey zaten yolunu bulur.
Karanlık insanın bedeninde değil; zihninde durur.
Zihni aydınlatan da acıma değil, saygıdır.

Engelli hak savunucusu rehber koordinatör bağımsız yaşam koçu milli yüzücü bilgisayar yazılımcısı şair yazar SAKARYYALI YUSUF DURDURMUŞ