KARANLIĞI KULLANANLAR VE IŞIĞI BÜYÜTENLER

KARANLIĞI KULLANANLAR VE IŞIĞI BÜYÜTENLER

KARANLIĞI KULLANANLAR VE IŞIĞI BÜYÜTENLER

Görme engelliler için çalışan sivil toplum örgütleri, bir toplumun vicdan aynasıdır. Kimileri bu aynayı temiz tutar, ışığı büyütür; kimileri ise bu aynayı kirletip karartarak engelli bireylerin üzerinden güç devşirir. İşte bu nedenle engellilik alanı, iyi niyetle istismar arasındaki en keskin çizgilerden birine sahiptir.

Bugünün Türkiye’sinde milyonlarca engelli birey eğitim, istihdam, ulaşım ve bağımsız yaşam alanlarında güçlü bir mücadele veriyor. Kimisi bastonuyla yolları arşınlıyor, kimisi üniversitelerde eğitim alıyor, kimisi spor salonlarında madalyalar kazanıyor, kimisi bilgisayar başında yazılım geliştiriyor. Kısacası engelliler artık “yardım nesnesi” değil; hayatın içinde var olan, üreten, başarılarıyla topluma yön veren bireylerdir.

Ne var ki bazı sivil toplum kuruluşları bu gerçeği görmezden geliyor. Toplumun yıllardır taşıdığı kolektif suçluluk duygusunu bir araç hâline getirerek engelli bireyleri olduğundan daha acınası göstermekten çekinmiyorlar. Bu kuruluşların tek derdi, daha fazla bağış toplayabilmek için vicdanları kaşımak, ekranlara hep aynı dramatik senaryoları servis etmek oluyor. Bazıları engelli bireyi bir kimlikten, bir karakterden, bir kişilikten soyutlayıp yalnızca bir “görüntü”ye indiriyor: Elleri titreyen, yüzü düşmüş, çaresiz, kırılgan bir figür…

Oysa bu tablo, engelli bireyin gerçek yaşamıyla örtüşmez. Çünkü engelli birey, hayatta kalmak için değil, hayata tutunmak için savaşır. Bundandır ki istismara dayalı bu yöntemler, engelli bireyin duruşunu silikleştirir, toplumdaki yanlış algıları derinleştirir. Kimileri engelliyi sürekli “yardıma muhtaç bir kesim” gibi sunarak varlıklarını sürdürmeye çalışır. Bu, hem etik dışıdır hem de engelli bireyin insan onuruna yapılmış büyük bir gölgedir.

Ancak her karanlığın içinde bir ışık mutlaka vardır. Engelliler için çalışan, hakkını savunan, gerçek hizmet üreten kurumlar ve insanlar da bu ülkede fazlasıyla mevcuttur.

Bir görme engellinin eğitim hayatında yanında olan öğretmenler…
Engelli bireyin istihdama katılması için mücadele veren işverenler…
Evinden çıkamayan bireylere ulaşım desteği sağlayan gönüllüler…
Teknolojiyle bağımsız yaşamı mümkün kılan mühendisler…
Ve bir engelli bireyin elinden tutup onu “acınacak biri” değil, “başaracak biri” gibi gören tüm yürekli insanlar…

İşte gerçek sivil toplum ruhu tam da budur.
Dayanışma, güçlendirme, onurlandırma…

Bugün Türkiye’de çok güçlü örnekler var. Birçok dernek, kurslar düzenliyor, eğitimler veriyor, görme engellilere teknoloji erişimi sağlıyor, sporcu yetiştiriyor, bağımsız yaşam eğitimleri sunuyor. Bazıları uluslararası projelerle engellilik alanında örnek oluşturuyor. Bu kurumlarda engelli birey, vitrinde değil; yönetimde, üretimde ve karar mekanizmalarının tam ortasında yer alıyor.

Bu farkı yaratan tek şey şudur:
Engelli bireyi bir araç değil, özne olarak görmek…
Bir bağış malzemesi değil, bir insan olarak anlamak…
Bir yük olarak değil, bir değer olarak kabul etmek…
Toplumun ilerleyişi ancak bu anlayışla mümkün olur. Engellilik, acıma duygusuyla değil; eşitlik, erişilebilirlik ve insan hakkı bilinciyle anlaşılır. Engelli bireylerin gücünü öne çıkaran sivil toplum örgütleri büyürken, onları kullanan yapılar ise zamanla kendi karanlıklarında kaybolur. Çünkü gerçek güç, samimiyetten doğar; istismar ise eninde sonunda çürür.

Bugün yapılması gereken çok net:
Engelli bireyi perde arkasındaki “figür” olmaktan çıkarmak, sahnenin merkezine yerleştirmektir.
Onu acındırmak değil, anlamaktır.
Onu küçültmek değil, desteklemektir.
Onu göstermelik projelerle oyalamak değil, hayatı onun için erişilebilir kılmaktır.

Unutulmamalıdır ki bir toplum, engellilere ne kadar merhamet ettiğiyle değil, onlara ne kadar fırsat sunduğuyla ölçülür. Ve gerçek gelişmişlik, engelli bireyin özgürce yürüdüğü, üretip beslendiği, kimliğini onurla taşıdığı bir yaşamda kendini gösterir.

Bu nedenle hem iyi niyetle çalışan tüm kurumlara hem de engelli bireyleri istismar eden yapıları eleştiren seslere büyük görev düşüyor. Çünkü bir engellinin hayatına dokunmak, bir toplumun geleceğine dokunmaktır. Onurlu hizmetin kıymeti de tam burada başlar.  ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU
REHBER KOORDİNATÖR
BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU
MİLLİ YÜZÜCÜ
YAZAR
BİLGİSAYAR YAZILIMCISI
ŞAİR
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ