İNSAN KALABİLMEK

İNSAN KALABİLMEK

İNSAN KALABİLMEK

Bu memlekette para da var, pul da var. Plazalar yükseliyor, vitrinler parlıyor, sofralar dolup taşıyor. Ama insanlık aynı hızla çoğalmıyor. Günümüz dünyasında zenginlik çoğu zaman bir üstünlük sanılıyor; hesaplar büyüdükçe kalpler daralıyor. Oysa cebin dolu olması kimseyi büyük yapmaz. Büyük olan, gücü varken vicdanını ayakta tutabilendir.

İnsan bu dünyaya çıplak gelir, çıplak gider. Mezara giderken yanında yalnızca kefen olur; ne para, ne tapu, ne makam… Bir çift çorap bile götüremezsin. Hayat boyu sımsıkı sarıldıkların, toprak atıldığında geride kalır. Geriye yalnızca yaşattıkların kalır. Kırdığın kalpler, görmezden geldiklerin, küçümsediklerin de seninle gelir; sessiz ama ağır birer hesap olarak.

Sokakta yürürken önünden geçen yaşlıyı, beyaz bastonuyla ilerleyen engelliyi fark etmiyorsan; kalabalığın içinde insanı kaybetmişsin demektir. Toplu taşımada koltuğunu kimseyle paylaşmayan, durakta bekleyenin hâlini görmeyen çok. Oysa bir duraklık yer vermek, bazen bir ömrün yükünü hafifletir. İnsanlık, tam da orada sınanır.

Bir kafede garsonu çağırırken sesini yükseltenle, emeğe teşekkür eden aynı değildir. Restoranda masaya oturup hizmeti hak sayanla, alın terini gören arasında derin bir uçurum vardır. Kahvehanede herkes konuşur ama az kişi dinler; yüksek ses çoktur, sessizlik azdır. O sessizlikte insan kendini görür, vicdanını duyar.

Plazalarda kravatlar pahalıdır ama bakışlar çoğu zaman soğuktur. Asansörde selam vermek zor geliyorsa, taşıdığın unvanın ne anlamı var? İş yerinde çalışanı yalnızca bir rakam gibi gören anlayış, gün gelir kendi değerini de kaybeder. Devlet dairelerinde bir imza için bekleyen insanı yok saymak, gücün verdiği körlüktür. O masanın önünde duran herkes, hayatından bir parça bırakır oraya.

Hayatın başka bir yerinde, bir hastane koridorunda, bekleme salonunda ya da bir cenaze avlusunda herkes eşittir. Orada ne zenginlik konuşur ne makam. Orada insan, insana bakar. O an anlarsın ki bu dünyada engellisiyle engelsiziyle birlikte yaşamak zorundayız. Birbirimizin yükü değil, sorumluluğuyuz. Engelliyi görmezden gelen toplum, aslında kendi vicdanını sakatlar.

Zenginlik ayıp değildir. Ayıp olan, zenginliğe güvenip merhameti terk etmektir. Fakirlik de utanç değildir. Utanç, yokluğa rağmen insanlıktan vazgeçmektir. Hayat kimseye sürekli aynı yerde durma sözü vermez. Bugün yukarıda olan, yarın aşağıda olabilir. Bugün güçlü olan, yarın muhtaç kalabilir.

Son söz nettir ve ağırdır:
Bu dünyada neyin varsa emanettir.
Mezara giderken yalnızca kefenle gideceksin, çorap bile götüremeyeceksin.
Asıl mesele, emaneti değil insanlığı koruyabilmektir.
Çünkü geriye ne paran kalır ne makamın; geriye sadece nasıl bir insan olduğun kalır.

REHBER KOORDİNATÖR, BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU, MİLLİ YÜZÜCÜ, BİLGİSAYAR YAZILIMCISI, ŞAİR
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ

#İnsanKalabilmek
#VicdanÇağrısı
#İnsanlıkOnuru
#Birlikteİnsan
#SessizKalmıyoruz
#DünyayaSorumluyuz
#MerhametÇağrısı
#KalptenToplum
#İnsanlıkİçin
#AdaletleYaşa
#VicdanlıDünya #İnsanOlmak
#Hepimizİnsan