GÖRÜNMEYENLER ÜLKESİ

GÖRÜNMEYENLER ÜLKESİ

GÖRÜNMEYENLER ÜLKESİ

Bu ülkede insanlar artık yalnızlaşmıyor, içeri doğru itilmiş bir hayata mecbur bırakılıyor. Hayat pahalılığı, güvensizlik duygusu, kontrolsüz kalabalıklar ve her an tetikte olmayı gerektiren sokaklar; insanı evine, odasına, ekranına hapsediyor. Dışarı çıkmak bir ihtiyaç değil, bir risk hesabına dönüşmüş durumda. İnsanlar sosyalleşmekten değil, yorulmaktan kaçıyor. Çünkü dışarısı pahalı, gürültülü, tahammülsüz ve sert.

Bu sertliğin en ağır hissedildiği yer ise görünmeyenlerin dünyasıdır.

Engelli bireyler bu ülkede hayata eşikten başlar. Bir kaldırımda rampa yoktur, varsa yanlış eğimdedir. Asansör ya çalışmaz ya kilitlidir. Toplu taşıma saatinde gelir ama erişilebilir değildir. Kamu binaları tabelalarla süslenmiştir, ama içeri girildiğinde engel başlar. Eğitim kurumları “kaynaştırma” der, ama sınıfın içinde yalnız bırakır. İş ilanları eşitlik vurgusu yapar, mülakatta sessizlik olur. Engelli birey üretmek ister, çalışmak ister, yaşamak ister; sistem ona sürekli beklemesini söyler.
Beklemek bu ülkede engelli bireylerin kaderi hâline gelmiştir.

Bir görme engelli birey için sokağa çıkmak hâlâ bireysel cesarete bağlıdır. Baston, yön bulmak için değil; insanların çarpmasını engellemek için taşınır. Yaya geçitlerinde sesli sinyal yoktur, varsa çalışmaz. Park edilmiş araçlar kaldırımı işgal eder, şikâyet edildiğinde “idare et” denir. İdare etmek, engelli bireylere öğretilen ilk kelimedir. Hak talebi ise çoğu zaman “abartı” olarak görülür.

Siyaset bu tabloyu bilir ama nadiren görür. Engelli bireyler, takvimdeki özel bir günde hatırlanır. O gün birkaç kamera kurulur, birkaç cümle ezberden okunur, birkaç fotoğraf çekilir. Ertesi gün aynı merdivenler oradadır, aynı eşitsizlik devam eder. Mecliste konuşulan raporlar sahaya inmez, bütçelerde yer açılmaz, denetimler kağıt üzerinde kalır. Engelli bireyler politika konusu olur ama politika öznesi olamaz.

Bu yalnızlık yalnızca fiziki değildir; zihinsel ve ahlaki bir yalnızlıktır.

Toplum da bu körlüğe alışmıştır. Yüz yüze bakıldığında söylenemeyecek sözler, ekran arkasında kolayca yazılır. Sosyal medya, öfkenin serbest kaldığı bir alan hâline gelirken, empati bir lüks gibi görülür. Bir engelli bireyin yaşadığı zorluk anlatıldığında, hemen karşılaştırmalar yapılır, acılar yarıştırılır, mesele küçültülür. Anlamak yerine susturmak tercih edilir.

Adalet duygusu zayıfladıkça, liyakat değersizleştikçe, ekonomik eşitsizlik derinleştikçe; en önce engelli bireyler düşer sistemin dışına. Çünkü en az ses çıkaran, en kolay görmezden gelinen onlar olur. Oysa bir toplumun gerçek aynası, güçlülerin değil; en kırılganların yaşam koşullarıdır.

Bugün yaşanan şey bir eksiklik değil, süreklilik kazanmış bir ihmaldir. Ve bu ihmal, sessizlikle beslenmektedir. İnsanlar evlerine çekildikçe, sorunlar da görünmez hâle gelmektedir. Görünmeyen her sorun ise çözümsüz bırakılmaktadır.

Bu ülke, görünmeyenleri görmedikçe; adaleti, eşitliği ve insan onurunu konuştuğunu sanmaya devam edecektir. Ama konuşulan her şey, yaşanmayan bir gerçeğin gürültüsünden ibaret kalacaktır.

REHBER KOORDİNATÖR BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU MİLLİ YÜZÜCÜ ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU YAZAR BİLGİSAYAR YAZILIMCISI ŞAİR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ