Görünmez Kelepçeler Konforla Esir Alınan İnsanlık

Görünmez Kelepçeler Konforla Esir Alınan İnsanlık

Görünmez Kelepçeler: Konforla Esir Alınan İnsanlık

Bu çağda yaşadığımız şey artık yoksulluk değil, planlı bir tutsaklık. İnsanları aç bırakmadan süründürmenin formülünü buldular. Ne çok verecekler kadar, ne de özgür bırakacak kadar… Tam ayarında: yaşamaya yetecek, düşünmeye yetmeyecek kadar. Maaşın yetmez ama bitmez, borcun azalır ama asla tükenmez. Umut hep yarım kalır, hayal hep ertelenir. Kimse isyan etmez, herkes “idare ediyoruz şükür” der, halbuki kimse gerçekten yaşamıyor.

Artık zincirler demirden değil, dijitalden. Kölelik, taksitlerle, kredi kartlarıyla, “statü” adı verilen süslü tuzaklarla yürüyor. İnsanlar açlıktan değil, “yetişememekten” boğuluyor. Sabah trafiğinde sabır taşı çatlamış halde direksiyon sallayan, öğlen yemeğini bilgisayar başında yiyen, akşam markette “bir indirim var mı” diye ürün seçen milyonlarca insan var. Yorgun ama mecbur, şikayetçi ama çaresiz. Çünkü sistem tam da böyle istiyor: nefesin yetmesin ama sesin çıkmasın.

Bugün fakirlik artık cebinde değil, kafanda. İnsan, yetersiz hissettikçe özgürlüğünü kaybediyor. Herkesin elinde telefon, ekranın içinde sahte mutluluklar. Komşunun arabası, arkadaşın tatile gittiği otel, sosyal medyada gördüğün kahve bile insanı yetersiz hissettiriyor. Halbuki çoğu kişi o kahveyi bile borçla içiyor. Ama sistem bunu göstermez; çünkü kıyas ettikçe kölelik derinleşir.

Ekranlarda ışıltılı hayatlar, kusursuz evler, lüks sofralar… Ama gerçekte mutfakta kaynamayan tencereler, doğalgaz faturasını ödemek için yapılan hesaplar var. İnsanlar “bir gün benim de olur” umuduyla kendi zincirini parlatıyor. “Çalış, sabret, şükret” diyerek uyuşturulan kalabalıklar, artık kendi hapishanesinin gardiyanı olmuş durumda.

Artık açlık midede değil, anlamda. Market sepeti dolu ama yüzlerde huzur yok. Karnımız tok ama içimiz aç. İnsanlar birbirine “nasılsın” bile sormuyor, çünkü kimsenin gerçekten iyi olmadığı biliniyor. Herkes güçlü görünmeye çalışıyor ama içten içe paramparça. Gülüyor gibi yapıyoruz, ama o gülüşlerin altında sessiz bir çığlık var.

Zincirler artık görünmez, efendiler isimsiz, hapishaneler konforlu. İnsanların ellerinde telefon, zihinlerinde reklam, kalplerinde yorgunluk var. Herkes birbirine benzemeye çalışıyor, kimse kendisi olamıyor. Çünkü “farklı” olmak artık tehlikeli sayılıyor.

Oysa özgürlük, kimseye benzememekte, kendi yolunda yürüyebilmektedir. Azla yetinmek değil, azla huzur bulabilmektir. Zenginlik, parayla değil; vicdanla, onurla, düşünceyle ölçülür. Gerçek direniş; bu sessiz esarete “artık yeter” diyebilmektir.

Belki de bugün en büyük devrim, “idare etmek” yerine “anlamlı yaşamak” cesaretini gösterebilmektir. Çünkü anlamlı yaşamak, özgürlüğün sadece Allah’a kul olmakta gizli olduğunu hatırlamaktır. Bu çağ insanı aç bırakmadı ama insanlığını unutturdu.

Şimdi yeniden hatırlama zamanı:
İnsanı özgürleştiren, sahip oldukları değil; vazgeçebildikleridir.

Rehber Koordinatör – Bağımsız Yaşam Koçu – Engelli Hak Savunucusu – Yazar – Milli Yüzücü – Bilgisayar Yazılımcısı – Şair SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ