Cinselliğin bastırıldığı toplumlarda, kadınların bir gülümsemesi bile yanlış anlaşılabiliyor. Bir kadın, sadece nazik olmak istediğinde, sadece samimi bir insan gibi davranmak istediğinde bile “yanlış sinyal verdiği” düşünülüyor. Oysa gülümsemek bir davet değil, bir insanlık ifadesidir. Bir teşekkür, bir dostluk, bir saygı göstergesidir. Ancak bazı erkekler, yıllardır üzerlerine yapışmış yanlış öğretilerle, bu zarafeti bir “yaklaşma” olarak algılıyor. İşte tam da burada toplumsal yozlaşma başlıyor.
Bugün sokakta yürüyen bir kadının omuzları gergin, adımları tedirgin. Çünkü ne kadar mesafeli olursa olsun, yanlış bir bakış, yersiz bir söz, hatta sessiz bir ima bile onun özgürlük alanını daraltabiliyor. Bir kadının gece tek başına yürürken arkasına bakmak zorunda kalması, bir toplumsal gerçeğin en çarpıcı göstergesidir. Çünkü güven, kadının doğuştan hakkıdır; korunması gereken bir lüks değil.
Sosyal medya da aynı anlayışın dijital hâline dönüşmüş durumda. Bir kadın düşüncesini paylaştığında, çoğu zaman fikir değil, yüzü ya da sesi tartışılıyor. “Bu kadının amacı ne?” diye soruluyor. Oysa belki sadece bir düşüncesini dile getiriyor, bir gerçeğe dokunuyor. Ama erkek egemen zihinler hâlâ “kadın konuşuyorsa mutlaka bir nedeni vardır” diye düşünüyor. Kadının her eylemine niyet biçen bu zihniyet, sadece kadını değil, toplumu da kirletiyor.
Kadınlar bu yüzden zırh kuşanıyor. Kimi daha erkeksi bir duruşla kendini korumaya çalışıyor, kimi duygularını bastırıyor, kimi gülümsemeyi unutuyor. Bu durum onların dişi enerjisini törpülüyor, zarafetlerini yavaşça siliyor. Oysa kadın zarafeti, sadece bir estetik değil; yaşamın ahengidir. Kadın zarafetini kaybettikçe, hayatın melodisi de bozuluyor.
Bir zamanlar sokakta bir yaşlı kadına yardım eden genç kızın gülümsemesi, bir nezaket göstergesiydi. Bugün aynı davranış, bazen “rol yapıyor” ya da “dikkat çekmeye çalışıyor” diye yorumlanıyor. Bir erkek, bir kadının kibarlığını anlamak yerine, onu kendi hevesine göre yorumluyor. Çünkü ona hiçbir zaman “kadına saygı” değil, “kadına sahip olma” öğretilmiş.
Oysa gerçek güç, anlamakta yatar. Bir kadının gözlerindeki sıcaklığı, bir insanın içtenliği olarak görebilmek medeniyetin ölçüsüdür. Kadının zarafetini korumak, toplumun ruhunu korumaktır. Çünkü kadın zerafeti bir çiçek gibi; bastırıldığında solar, ama anlaşıldığında etrafını güzelleştirir.
Bir erkek, kadının dostça gülümsemesini bir “yaklaşma” değil, bir “saygı” olarak görebildiğinde toplum nefes alacak. Bir kadın, “acaba yanlış mı anlaşılırım?” korkusu olmadan yürüyebildiğinde, işte o zaman insanlık bir adım ileri gidecek. Çünkü mesele kadın ya da erkek olmak değil; önce “insan” olabilmektir.
Toplumun yeniden incelmesi, insanlığın zarafeti yeniden öğrenmesi gerekiyor. Kadın zarafetini “kuyruk sallamak” olarak gören zihniyet, aslında kendi eksikliğini dışa vuruyor. Gerçek erkek, kadının nezaketinden rahatsız olmaz; onu takdir eder. Gerçek insan, karşısındakini cinsiyetiyle değil, vicdanıyla görür.
Hayat, bir kadının korkmadan gülümseyebildiği, bir erkeğin o gülümsemeyi yanlış anlamadığı gün güzelleşecek. O gün geldiğinde toplum da, insanlık da yeniden zarifleşecek.
ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU, ŞAİR, MİLLİ YÜZÜCÜ, KOORDİNATÖR, YAZAR, BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU, BİLGİSAYAR YAZILIMCISI
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
