ENGELLİLER İÇİN LÜTUF DEĞİL, EŞİTLİK; VAAT DEĞİL, HAKLARIN HAYATA GEÇİRİLMESİNİ İSTİYORUZ
Bir ülkenin gerçek medeniyeti, en yüksek binalarıyla, en geniş yollarıyla veya en gösterişli projeleriyle ölçülmez. Gerçek medeniyet; o binalara, yollara, okullara, hastanelere, toplu taşıma araçlarına ve dijital dünyaya toplumun her bireyinin ne kadar bağımsız ulaşabildiğiyle ölçülür.
Bugün engelli bireylerin karşı karşıya olduğu temel sorun, yalnızca engellilik değildir. Asıl sorun; insanı hayattan koparan, bağımsızlığını elinden alan ve eşit yurttaşlığını günlük yaşamda görünmez hâle getiren erişim engelleridir.
Bir görme engelli vatandaş evinden çıktığında bastonuyla güvenli bir kaldırım bulamıyorsa, kaldırım araçlarla işgal edilmişse, hissedilebilir yüzeyler yanlış yapılmışsa, yaya geçidinde güvenli geçiş sağlanamıyorsa burada sorun görme engellinin gözleri değildir. Sorun, erişilebilirliği dikkate almayan şehir düzenidir.
Bir tekerlekli sandalye kullanıcısı kaldırımdan inemiyor, otobüse binemiyor, asansöre ulaşamıyor veya bir kamu binasının kapısından bağımsız giremiyorsa sorun onun hareket kabiliyeti değildir. Sorun, insanların farklı ihtiyaçlarını hesaba katmadan tasarlanan sistemdir.
Bir işitme engelli vatandaş kamu kurumunda iletişim kuramıyor, bir üniversitenin ders içeriğine erişemiyor veya önemli bir kamu duyurusunu anlayamıyorsa sorun onun işitme kaybı değildir. Sorun, iletişimin herkes için erişilebilir tasarlanmamasıdır.
Bir ekran okuyucu kullanıcısı bankacılık uygulamasında işlem yapamıyor, kamu sitesinde başvuru gerçekleştiremiyor veya elektronik belgeyi okuyamıyorsa teknoloji çağında yeni bir engel üretilmiş demektir.
İşte artık gerçeği açıkça söylemenin zamanı gelmiştir:
ENGELLİLERİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGELLERİN BİR BÖLÜMÜ İNSAN YAPIMIDIR.
Ve insan eliyle oluşturulan engeller, yine insan eliyle ortadan kaldırılabilir.
SORUN 1: ERİŞİLEMEYEN ŞEHİRLER
Bugün birçok şehirde kaldırım işgalleri, uygunsuz parklar, yanlış yapılmış hissedilebilir yüzeyler, erişilemeyen yaya geçitleri, standartlara uygun olmayan rampalar, çalışmayan asansörler ve erişilemeyen duraklar engelli bireyin günlük hayatını doğrudan etkiliyor.
ÇÖZÜM:
Her belediye kendi sınırları içinde kapsamlı bir erişilebilirlik envanteri çıkarmalıdır. Hangi kaldırımın, hangi yaya geçidinin, hangi parkın, hangi sosyal tesisin, hangi kamu binasının ve hangi toplu taşıma durağının erişilebilir olduğu kamuoyuna açık biçimde gösterilmelidir.
Eksik olan her nokta için sorumlu birim, ayrılan bütçe ve tamamlanma tarihi açıklanmalıdır.
Erişilebilirlik, seçim dönemlerinde verilen söz olmaktan çıkarılıp belediyelerin temel performans göstergelerinden biri hâline getirilmelidir.
SORUN 2: TOPLU TAŞIMADA BAĞIMSIZLIK SORUNU
Otobüse binmek, metroya ulaşmak, tramvaya geçmek veya vapura binebilmek bir lüks değildir. Ancak araç içindeki sesli ve görsel bilgilendirmelerin eksikliği, durakların erişilebilir olmaması, asansörlerin çalışmaması veya personelin erişilebilirlik konusunda yeterince bilinçli olmaması bağımsız ulaşımı zorlaştırmaktadır.
ÇÖZÜM:
Toplu taşıma araçlarının erişilebilirlik standartları düzenli olarak denetlenmeli, arızalı sistemlerin ne kadar sürede giderileceği belirlenmeli, sesli ve görsel bilgilendirme standart hâle getirilmeli, duraklar erişilebilir biçimde tasarlanmalı ve personel engelli bireylere destek olurken bağımsızlığı engellemeyecek şekilde eğitilmelidir.
Yardım etmek başka şeydir, insanın bağımsızlığını elinden almak başka şeydir.
SORUN 3: DİJİTAL DÜNYADA YENİ ENGELLER
Devlet kurumlarının, bankaların, üniversitelerin, belediyelerin ve özel şirketlerin hizmetleri giderek dijitalleşiyor.
Ancak erişilebilir olmayan bir internet sitesi veya mobil uygulama, engelli vatandaş için kapalı bir kapıya dönüşebiliyor.
ÇÖZÜM:
Kamu hizmetlerinde dijital erişilebilirlik zorunlu bir standart hâline getirilmeli; internet siteleri ve mobil uygulamalar düzenli erişilebilirlik testlerinden geçirilmelidir.
Yeni bir dijital sistem satın alınırken veya geliştirirken “Engelli vatandaş bunu bağımsız kullanabilir mi?” sorusu sonradan değil, projenin ilk gününde sorulmalıdır.
SORUN 4: EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTSİZLİĞİ
Engelli bir öğrencinin yalnızca okula kabul edilmesi eğitimde eşitlik anlamına gelmez.
Ders materyallerine, sınavlara, dijital platformlara, kampüs alanlarına, kütüphanelere ve öğretim içeriklerine erişemiyorsa eğitim hakkı kâğıt üzerinde kalır.
ÇÖZÜM:
Eğitim materyalleri erişilebilir formatlarda hazırlanmalı, sınavlarda gerekli makul düzenlemeler sağlanmalı, dijital eğitim platformları erişilebilir olmalı ve okullar ile üniversitelerde erişilebilirlik denetimleri düzenli yapılmalıdır.
Amaç engelli öğrenciyi ayrı bir sisteme hapsetmek değil, mevcut eğitim sistemini herkesin kullanabileceği hâle getirmektir.
SORUN 5: İSTİHDAMDA SAYI VAR, FIRSAT YOK
Engelli bireyin çalışma hayatına katılımı yalnızca kontenjan doldurmakla ölçülemez.
Bir kişinin işe alınması kadar, iş yerinde kalabilmesi, yükselebilmesi, eğitim alabilmesi ve yeteneğini ortaya koyabilmesi de önemlidir.
ÇÖZÜM:
Kamu ve özel sektörde erişilebilir çalışma ortamları oluşturulmalı, makul düzenlemeler uygulanmalı, mesleki eğitim ve kariyer programları güçlendirilmeli ve engelli bireylerin yalnızca yardımcı personel olarak değil, uzmanlık gerektiren görevlerde de istihdam edilmesinin önü açılmalıdır.
Engelli bir insanın üretmesi için önündeki engeli kaldırmak, ona yardım etmekten çok daha değerlidir.
SORUN 6: SOSYAL YARDIMIN TEK BAŞINA ÇÖZÜM SANILMASI
Sosyal destekler önemlidir. Fakat engelli bireyi yalnızca yardım alan kişi olarak görmek, hak temelli yaklaşımın önüne geçer.
ÇÖZÜM:
Sosyal destekler; eğitim, istihdam, bağımsız yaşam, ulaşım, sağlık, teknoloji ve sosyal katılım politikalarıyla birlikte yürütülmelidir.
Devletin amacı yalnızca “ne kadar yardım verdik?” sorusuna cevap vermek değil, “kaç kişinin bağımsız yaşamasının önünü açtık?” sorusuna da cevap verebilmek olmalıdır.
SORUN 7: ENGELLİLERİN ADINA KARAR VERİLMESİ
Engelliler hakkında karar alınırken çoğu zaman karar masasında engelli bireylerin yeterince bulunmadığı görülmektedir.
Oysa sorunu yaşayan insanın deneyimi, politikanın en önemli veri kaynaklarından biridir.
ÇÖZÜM:
Engelli bireyler ve sahada gerçekten çalışan sivil toplum kuruluşları yalnızca özel günlerde hatırlanmamalı; mevzuat hazırlanırken, bütçe oluşturulurken, projeler planlanırken, uygulamalar değerlendirilirken ve denetim yapılırken karar süreçlerinin gerçek paydaşı olmalıdır.
Çünkü engelliler hakkında konuşmak başka, engellilerle birlikte çözüm üretmek başkadır.
SORUN 8: DENETİM YETERSİZLİĞİ
Türkiye’de mevzuat, yönetmelik ve standartlar bulunmasına rağmen vatandaşın günlük hayatında hâlâ aynı sorunlarla karşılaşılması, en önemli problemlerden birinin uygulama ve denetim olduğunu göstermektedir.
ÇÖZÜM:
Erişilebilirlik konusunda yalnızca standart koymak yeterli değildir. Standartların uygulanıp uygulanmadığı düzenli biçimde denetlenmeli, eksiklikler için açık takvim oluşturulmalı ve gerekli durumlarda yaptırım uygulanmalıdır.
Çünkü denetlenmeyen hak, zamanla yalnızca kâğıt üzerinde kalan bir hükme dönüşebilir.
ANAYASA’DAKİ EŞİTLİK SOKAKTA GÖRÜLMELİDİR
Anayasa’nın 10. maddesi eşitlik ilkesini güvence altına alırken engelliler için alınacak özel tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağını da ortaya koymaktadır.
5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ise engellilerin bağımsız yaşayabilmesi, toplumsal hayata tam ve etkin katılabilmesi ve erişilebilirliğin sağlanması açısından önemli bir hukuki çerçeve sunmaktadır.
Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme de insan onurunu, bireysel özerkliği, ayrımcılık yasağını, fırsat eşitliğini, erişilebilirliği ve toplumsal katılımı temel ilkeler arasında kabul etmektedir.
Artık mesele yeni cümleler kurmak değildir.
Mesele, mevcut hakların vatandaşın hayatında karşılığını bulmasını sağlamaktır.
Çünkü bir kanun maddesi kaldırıma çıkamayan vatandaşın önündeki aracı kaldırmıyorsa, bir yönetmelik çalışmayan asansörü çalıştırmıyorsa, bir proje erişilebilir yapılmadığı için insanı dışarıda bırakıyorsa, sorun artık yalnızca mevzuat değil, uygulama sorunudur.
DEVLET, YEREL YÖNETİM VE TOPLUM AYNI HEDEFTE BULUŞMALIDIR
Merkezi yönetim erişilebilirlik konusunda ulusal standartları belirlemeli ve denetim mekanizmalarını güçlendirmelidir.
Yerel yönetimler şehirleri erişilebilir hâle getirmeli ve yatırımlarını ölçülebilir hedeflere bağlamalıdır.
Kamu kurumları sundukları hizmetlerin herkes tarafından kullanılabilmesini güvence altına almalıdır.
Özel sektör erişilebilirliği bir maliyet kalemi değil, insan hakkı ve toplumsal sorumluluk olarak görmelidir.
Sivil toplum kuruluşları ise yalnızca talep eden değil, çözüm üreten, izleyen ve gerektiğinde kamuoyunu bilgilendiren güçlü paydaşlar hâline gelmelidir.
Ve en önemlisi, engelli bireyler kendi hayatları hakkında karar verilen masalarda mutlaka bulunmalıdır.
ARTIK ÖLÇÜLEBİLİR BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ
Her şehir için erişilebilirlik haritası oluşturulsun.
Her kamu binasının erişilebilirlik durumu kamuoyuna açıklansın.
Her toplu taşıma sisteminin erişilebilirlik standardı ölçülsün.
Her yeni kamu projesi hizmete açılmadan önce erişilebilirlik denetiminden geçirilsin.
Her dijital kamu hizmeti gerçek kullanıcılarla test edilsin.
Her belediye erişilebilirlik için yıllık hedef ve bütçesini açıklasın.
Her kurum yaptığı çalışmanın sonucunu vatandaşın görebileceği şekilde paylaşsın.
Böylece “erişilebiliriz” demek yerine gerçekten erişilebilir olup olmadığımızı ölçebiliriz.
Çünkü sorunları görünür hâle getirmeden çözüm üretemeyiz.
Çözümü sorumluluğa bağlamadan sonuç alamayız.
Sonucu ölçmeden başarıyı kanıtlayamayız.
BİZİM İSTEDİĞİMİZ AYRICALIK DEĞİL, HAYATIN KENDİSİDİR
Biz bir kaldırımdan geçebilmek için kimsenin merhametine muhtaç olmak istemiyoruz.
Toplu taşımaya binebilmek için her seferinde birilerinin kolumuza girmesini istemiyoruz.
Bir kamu hizmetinden yararlanabilmek için başkasının gözlerine, ellerine veya bilgisine bağımlı olmak istemiyoruz.
Eğitim almak için ayrıcalık istemiyoruz.
Çalışmak için torpil istemiyoruz.
Üretmek için izin istemiyoruz.
Seyahat etmek için mucize beklemiyoruz.
Biz yalnızca eşit yurttaş olarak yaşamak istiyoruz.
Çünkü bağımsızlık, engelli bireyin başkasına ne kadar ihtiyaç duyduğu ile değil, kendi hayatını ne kadar kendi kararlarıyla sürdürebildiği ile ölçülür.
Bugün artık güzel sözlerden daha fazlasına ihtiyacımız var.
Tabelalardan daha fazlasına ihtiyacımız var.
Özel günlerde yapılan açıklamalardan daha fazlasına ihtiyacımız var.
İhtiyacımız olan şey; çalışan sistem, erişilebilir şehir, denetlenebilir kurum, şeffaf yönetim ve uygulanabilir politikadır.
Engelliler için lütuf değil, hak istiyoruz.
Vaat değil, sonuç istiyoruz.
Söz değil, uygulama istiyoruz.
Yardım bekleyen insanlar olarak değil, hak sahibi yurttaşlar olarak görülmek istiyoruz.
Çünkü mesele yalnızca engellilerin meselesi değildir.
Bugün kaldırımda yürüyemeyen engelli vatandaşın yaşadığı sorun, yarın yaşlanan bir insanın; çocuk arabasıyla yürüyen bir annenin; geçici hareket kısıtlılığı yaşayan bir vatandaşın da sorunu olabilir.
Erişilebilirlik bir kesime yapılan yatırım değildir.
Erişilebilirlik, toplumun tamamına yapılan yatırımdır.
Ve artık şu gerçeği kabul etmenin zamanı gelmiştir:
Bir şehir engellisini dışarıda bırakıyorsa tam anlamıyla gelişmiş değildir.
Bir kamu hizmeti vatandaşını bağımsız kullanıma kapatıyorsa tam anlamıyla erişilebilir değildir.
Bir yasa uygulanmıyorsa tek başına yeterli değildir.
Bir hak hayata geçmiyorsa yalnızca kâğıt üzerinde kalmış demektir.
Bizim mücadelemiz bir ayrıcalık mücadelesi değildir.
Bizim mücadelemiz, insan onurunun, eşitliğin, bağımsızlığın ve hukukun günlük hayatta karşılığını bulması mücadelesidir.
Çünkü engelli bireyin önündeki engeli kaldırmak bir iyilik değil, gecikmiş bir hakkı teslim etmektir.
ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU REHBER KOORDİNATÖR BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU MİLLİ YÜZÜCÜ YAZAR BİLGİSAYAR YAZILIMCISI ŞAİR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
#EngelliHakları #ErişilebilirYaşam #BağımsızYaşam #EşitYurttaşlık #ErişilebilirTürkiye
