GÖRME ENGELLİ BİREYLERİN MÜCADELESİ: EŞİTLİĞİN, SABRIN VE ONURUN SESİ
Bir toplumun gerçek gelişmişliği, yollarının genişliğiyle değil, vicdanının derinliğiyle ölçülür. Görme engelli bireylerin insan haklarına, fırsat eşitliğine ve onurlu yaşama erişimi; bir devletin değil, bir milletin kalitesini gösterir. Çünkü eşitlik, bir lütuf değil; insan olmanın vicdani gereğidir.
Bugün hâlâ bir görme engelli birey kaldırımlarda yürürken başına kadar uzanan tabelalara takılıyorsa, sesli sinyal sistemleri bozuk olduğu için yoldan geçmekte zorlanıyorsa, bu sadece bir bireyin değil, tüm toplumun eksikliğidir.
Bir otobüs şoförü rampayı açmıyorsa, bir memur “sen bu işi yapamazsın” diyerek kapıyı kapatıyorsa, biz hâlâ insaniyetin eşiğinde bekliyoruz demektir.
Oysa görme engelli bireyler, yaşamın en karanlık alanlarında bile umutla yol bulan, azmin ne olduğunu gösteren insanlardır. Bir görme engelli sabahın erken saatinde bastonuyla işine giderken, bir diğeri bilgisayar başında yazılım geliştirir, bir başkası yüzme havuzunda sınırlarını zorlayarak mücadele eder. Onlar, her gün görünmeyen zincirleri kırarak yaşamı yeniden inşa ederler.
Bağımsız hareket , bir görme engelli için özgürlüğün anahtarıdır. Karşıdan karşıya geçebilmek, trafik seslerinden yön tayin edebilmek, çevredeki değişimleri fark etmek… Bunlar yalnızca teknik beceriler değil, aynı zamanda onurun, cesaretin ve özgüvenin yankısıdır. Her baston vuruşu, sessiz bir çığlıktır: “Ben de buradayım!” İletişim, güvenlik ve duyusal gelişim , bu bağımsızlığın temellerini oluşturur. Görme engelli bireyler seslerle yön bulur, dokunarak bilgi edinir, kokularla mekânı tanır. Bir ses onlar için bir yön, bir dokunuş bir harita, bir koku bir hatıradır. Bu, eksiklik değil; insanın içindeki duyusal zekânın zirvesidir. Ancak bu beceriler kazandırılmadığında, birey değil toplum kaybeder. Çünkü görmeyeni değil, anlamak istemeyeni karanlık yutar.
Ne yazık ki günümüzde, bazı şehirlerde kabartma yollar hâlâ araçlarla kapatılmış, sesli uyarı sistemleri bozulmuş, rampalar yalnızca fotoğraf vermek için yapılmıştır. Belediyeler kaldırımı yeniler ama görme engellinin bastonunun ucuna değil, kameraların açısına dikkat eder.
Oysa gerçek çözüm, gösterişte değil; samimiyettedir. Bir yönetici, bir mimar ya da bir karar verici, bir günlüğüne gözlerini kapatsa, anlayacaktır ki asıl sorun asfaltın değil, anlayışın eksikliğidir.
“Damdan düşmediğiniz halde, damdan düşenleri dinlemeden karar almayın.”
Bu çağrıyı yıllardır dile getiriyoruz. Bizim için yapılacak her düzenlemede, önce bizi dinleyin. Çünkü biz, o yolları bastonla değil, sabırla, alın teriyle, tecrübeyle ölçüyoruz. Bize acımayın; bizimle birlikte yürüyün. Biz sizden üstün değiliz, sadece mecburen daha dikkatliyiz.
Bugün bir görme engelli birey iş başvurusunda “sana uygun değil” cevabını alıyorsa, bir diğeri spor salonuna girdiğinde tuhaf bakışlarla karşılaşıyorsa, bir diğeri markette yardım istemek zorunda kaldığı için utanıyorsa, burada engel gözlerde değil, gönüllerdedir. Toplumun en büyük engeli, önyargıdır. Biz karanlıktan değil, ilgisizlikten korkarız.
Görme engelli bireylerin başarılarını görün, destekleyin. Onların kariyer sahibi olmalarını, sanatla, sporla, bilimle var olmalarını teşvik edin. Çünkü her başarı, bir başka hayatın yönünü değiştirir. Her bağımsız adım, bir başka engelin yıkılışını simgeler. Her baston sesi, bir toplumun uyanışına çağrıdır.
Unutmayın; eşitlik bir hediye değil, bir sorumluluktur. Gerçek medeniyet, farklılıkların bir arada uyumla yaşayabildiği yerde başlar. Görme engelli birey için baston yalnızca bir yön bulma aracı değildir; o baston, özgürlüğün, sabrın ve insan onurunun sembolüdür.
Ve biz o bastonu her yere vurduğumuzda, bir ses duymanızı isteriz.
O ses, yalnızca bir bireyin değil; adaletin, eşitliğin ve insanlığın sesidir.
ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU, KOORDİNATÖR, REHBER, MİLLİ YÜZÜCÜ, ŞAİR, BİLGİSAYAR YAZILIMCISI, YAZAR, BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
