Kâğıt Üzerinde Engelsiz Türkiye, Sahada Engel Duvarı: Belediyelerin Gerçek Sınavı

Kâğıt Üzerinde Engelsiz Türkiye, Sahada Engel Duvarı: Belediyelerin Gerçek Sınavı

Kâğıt Üzerinde Engelsiz Türkiye, Sahada Engel Duvarı: Belediyelerin Gerçek Sınavı

Bir şehrin gerçek anlamda gelişmiş olup olmadığını anlamak için yalnızca yapılan yollarına, kaldırımlarına, parklarına, meydanlarına, kültür merkezlerine veya yeni hizmet binalarına bakmak yeterli değildir. Bir şehrin gerçek yüzü, o şehirde yaşayan engelli bireyin hayatına bakıldığında ortaya çıkar.

Çünkü bir şehir, engelli birey için erişilebilir değilse; en modern binanın, en güzel parkın, en yeni ulaşım aracının bile anlamı eksik kalır.

Görme engelli bir vatandaş sabah evinden çıkar. Elinde beyaz bastonu vardır. Kaldırımda ilerlerken hissedilebilir yüzeyin bir noktada dükkânın önündeki masa ve sandalyelerle kesildiğini fark eder. Birkaç metre sonra kaldırımın üzerine park edilmiş bir araçla karşılaşır. Yola inmek zorunda kalır. Trafiğin yoğun olduğu bir caddede karşıya geçmeye çalışır. Sesli sinyalizasyon sistemi çalışmıyorsa, o birkaç saniyelik geçiş artık bağımsızlık meselesi olmaktan çıkar, can güvenliği meselesine dönüşür.

Bir başka şehirde tekerlekli sandalye kullanan bir vatandaş belediyenin bir hizmet binasına gitmek ister. Binaya ulaşır fakat rampanın eğimi uygun değildir. Asansör çalışmıyordur. Görevli iyi niyetle yardım etmek ister; ancak vatandaşın ihtiyacı başkasının koluna girmek değil, kamu hizmetine bağımsız ve eşit biçimde ulaşabilmektir.

Başka bir yerde işitme engelli bir vatandaş belediyenin duyurusunu yalnızca sesli olarak yapılan bir anons üzerinden öğrenmeye çalışır. Bilgi vardır fakat kendisine erişilebilir değildir.

Bir başka vatandaş belediyenin internet sitesinde hizmet başvurusu yapmak ister. Sayfa görsel olarak düzenlidir; ancak ekran okuyucu kullanan görme engelli birey temel başvuru alanlarına dahi ulaşamaz.

İşte bütün mesele burada başlıyor.

Kâğıt üzerinde hizmet vardır.

Tabela vardır.

Proje vardır.

Yönetmelik vardır.

Bütçe vardır.

Hatta bazı yerlerde gerçekten çok başarılı uygulamalar da vardır.

Fakat vatandaşın hayatında karşılığı yoksa, o hizmetin eksikliği sahada kendisini göstermeye devam eder.

Yasa Açık, Sorumluluk Açık

Türkiye’de belediyelerin engelli bireylere yönelik sorumluluklarını ortaya koyan önemli bir hukuki çerçeve bulunmaktadır.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesi, belediyelerin görevleri arasında sosyal hizmet ve yardım, ulaşım, kültür, spor ve benzeri hizmetleri sayarken, hizmet sunumunda engelli, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemlerin uygulanmasını açıkça öngörmektedir.

Bu hükmün anlamı son derece açıktır:

Belediye hizmeti herkese aynı biçimde sunmakla yetinemez. Gerektiğinde engelli bireyin ihtiyacına uygun yöntem geliştirmek zorundadır.

Çünkü eşitlik, herkese aynı şeyi vermek değildir.

Eşitlik, herkesin hizmetten gerçekten yararlanabilmesini sağlamaktır.

5393 sayılı Kanun’un 38. maddesinde belediye başkanına engellilere yönelik hizmetleri yürütme ve engelliler merkezi oluşturma görevi verilmesi de bu sorumluluğun belediye yönetiminin en üst makamına kadar uzandığını göstermektedir.

Kanunun 60. maddesinde engellilere yönelik sosyal hizmet ve yardımların belediye giderleri arasında sayılması ise bu alanın belediyelerin sosyal politika sorumlulukları içerisinde yer aldığını ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla engelli bireye yönelik hizmet, belediyenin isteğine bağlı bir lütuf olarak değerlendirilemez.

Asıl soru şudur:

Bu görevler vatandaşın hayatında ne kadar karşılık buluyor?

Büyükşehir ve İlçe Belediyeleri: Görev Paylaşımı Değil, Çözüm Ortaklığı

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7. maddesi de büyükşehir belediyelerine engellilere yönelik sosyal ve kültürel hizmetleri yürütme ve geliştirme, sosyal tesisler oluşturma, meslek ve beceri kazandırma kursları açma gibi önemli görevler yüklemektedir.

Aynı düzenleme ilçe belediyelerine de engellilere yönelik sosyal ve kültürel hizmetler sunma ve meslek ile beceri kazandırma konusunda sorumluluklar vermektedir.

Burada vatandaş açısından önemli olan büyükşehir ile ilçe belediyesi arasındaki görev dağılımı değildir.

Engelli vatandaşın açısından önemli olan şudur:

Hizmet nerede?

Kim sağlayacak?

Ne zaman çözülecek?

Nereye başvuracağım?

Sonuç ne olacak?

Bir engelli birey belediyelerin görev alanları arasındaki boşlukta bırakılmamalıdır.

Büyükşehir, ilçe belediyesi ve ilgili birimler birbirine sorumluluk aktarmak yerine aynı masada çözüm üretmelidir.

Çünkü engelli vatandaş belediyelerin görev paylaşımının değil, şehrin ortak sorumluluğunun parçasıdır.

5378 Sayılı Kanun’un İşaret Ettiği Temel Gerçek: Bağımsız Yaşam

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, engelli bireylerin temel hak ve özgürlüklerden eşit biçimde yararlanmasını ve toplumsal yaşama diğer bireylerle eşit koşullarda tam ve etkin katılımını esas alan temel düzenlemelerden biridir.

Bu kanunun ruhunu yalnızca “engelliye yardım etmek” şeklinde anlamak büyük bir yanılgıdır.

Asıl hedef bağımsız yaşamdır.

Engelli bireyin başkasının yardımına mümkün olduğunca az ihtiyaç duyduğu bir şehir oluşturabilmektir.

Çünkü görme engelli bireyin kaldırımı kendi başına kullanabilmesi, tekerlekli sandalye kullanan bireyin rampayı bağımsız geçebilmesi, işitme engelli bireyin bilgiye erişebilmesi ve farklı engel gruplarındaki bireylerin kamu hizmetlerinden eşit yararlanabilmesi, sosyal yardımın çok daha ötesinde bir meseledir.

Bu, insan onurudur.

Bu, eşit yurttaşlıktır.

Bu, bağımsız yaşamdır.

Erişilebilirlik Bir Rampa Yapmaktan İbaret Değildir

5378 sayılı Kanun’un 7. maddesi erişilebilirliği yalnızca tek bir fiziksel düzenlemeye indirgememekte; yapılı çevrenin planlama, tasarım, inşaat, ruhsatlandırma ve denetleme süreçlerinde erişilebilirliğin gözetilmesini öngörmektedir.

Toplu taşıma sistemleri, bilgilendirme hizmetleri, bilgi ve iletişim teknolojileri de erişilebilirlik anlayışının bir parçasıdır.

Bu nedenle erişilebilirlik;

Kaldırımın düzgün yapılmasıdır.

Hissedilebilir yüzeyin doğru yerde bulunmasıdır.

Rampanın standartlara uygun olmasıdır.

Yaya geçidinin güvenli olmasıdır.

Sesli trafik ışığının çalışmasıdır.

Otobüs durağındaki bilgilendirmenin hem sesli hem görsel yapılmasıdır.

Toplu taşıma araçlarının erişilebilir olmasıdır.

Asansörlerin çalışır durumda bulunmasıdır.

Kamu binalarında yönlendirmelerin erişilebilir olmasıdır.

Kültür merkezinin, spor tesisinin, parkın ve sosyal alanların kullanılabilir olmasıdır.

Belediyenin dijital hizmetlerinin ekran okuyucu kullanan vatandaş tarafından erişilebilir olmasıdır.

Ve bütün bunların düzenli biçimde denetlenmesidir.

Bir rampayı yapmak kolaydır.

Asıl mesele o rampanın gerçekten kullanılabilir olmasıdır.

Bir internet sitesi hazırlamak kolaydır.

Asıl mesele görme engelli vatandaşın o siteden bağımsız olarak işlem yapabilmesidir.

Bir otobüse “erişilebilir” demek kolaydır.

Asıl mesele tekerlekli sandalye kullanan vatandaşın o otobüse güvenli biçimde binebilmesidir.

Türkiye’nin Birçok Noktasında Kanayan Aynı Yara

Bu sorun yalnızca bir ilçenin, bir ilin veya tek bir belediyenin problemi değildir.

Türkiye’nin farklı coğrafi bölgelerinde, büyükşehirlerde, il merkezlerinde, ilçelerde ve küçük yerleşimlerde engelli bireylerin karşılaştığı ortak sorunlar bulunmaktadır.

Kimi yerde kaldırımlar işgal altındadır.

Kimi yerde hissedilebilir yüzey sürekliliğini kaybetmektedir.

Kimi yerde rampaların önü araçlarla kapatılmaktadır.

Kimi yerde toplu taşıma erişilebilir görünmekte ancak uygulamada sistem gerektiği gibi çalışmamaktadır.

Kimi yerde kamu binasına fiziksel olarak ulaşmak mümkün olsa bile içeride yönlendirme ve bilgilendirme sorunları yaşanmaktadır.

Kimi yerde sosyal hizmet vardır ancak vatandaş bu hizmetten haberdar değildir.

Kimi yerde hizmet vardır fakat başvuru mekanizması karmaşıktır.

Kimi yerde başvuru yapılır fakat vatandaşın ne zaman ve nasıl sonuç alacağı belirsizdir.

Bütün bunlar engelli bireylerin yıllardır dile getirdiği ortak yaralardır.

Bu nedenle artık yalnızca “engelliler için ne yaptık?” sorusunu sormak yeterli değildir.

“Yaptığımız hizmet engelli vatandaşın hayatında neyi değiştirdi?” sorusunu sormak gerekir.

Olumlu Örnekler Var, Fakat İyi Örnekler Standart Hâline Gelmeli

Elbette Türkiye’nin birçok yerinde başarılı çalışmalar yapan belediyeler de bulunmaktadır.

Erişilebilir ulaşım sistemleri kuran, sosyal destek hizmetlerini çeşitlendiren, engelli bireyleri spor ve kültür faaliyetlerine dâhil eden, erişilebilir parklar ve tesisler oluşturan, danışma ve rehberlik hizmetleri sunan belediyeler vardır.

Bu çalışmalar önemlidir.

Çünkü doğru yapıldığında belediye hizmetlerinin engelli bireyin hayatını nasıl değiştirebildiğini göstermektedir.

Fakat iyi uygulamanın varlığı, başka yerdeki eksikliği görünmez hâle getirmemelidir.

Bir şehirde çalışan sesli sinyalizasyon sistemi varsa, başka bir şehirde çalışmayan sistem normal kabul edilemez.

Bir belediye engelli bireyleri karar süreçlerine dâhil ediyorsa, başka bir belediyenin bunu yalnızca özel günlerde yapması yeterli değildir.

Başarılı uygulamalar istisna olmaktan çıkarılmalı, ulaşılabilir belediyeciliğin asgari standardı hâline gelmelidir.

Belediyeler Artık Makam Odalarından Değil, Sokaktan Yönetmeli

Engelli politikası hazırlayanların en büyük hatalarından biri, engelli bireyin günlük hayatını masa başından değerlendirmektir.

Oysa yapılması gereken çok basittir:

Sahaya çıkmak.

Bir belediye yöneticisi bir gün görme engelli bir bireyle birlikte kaldırımda yürümelidir.

Bir gün tekerlekli sandalye kullanan bir vatandaşla birlikte toplu taşımaya binmelidir.

Bir gün işitme engelli bireyin belediyenin bilgi kanallarını nasıl kullandığını gözlemlemelidir.

Bir gün engelli ailelerinin evlerine gidip yalnızca ihtiyaç listesini değil, yaşadıkları hayatı dinlemelidir.

Çünkü sahaya çıkıldığında bazı sorunlar raporlardan çok daha net görülür.

Bir kaldırımın üzerindeki tek bir masa, kâğıt üzerinde “küçük bir işgal” olabilir.

Ama o masa, görme engelli birey için yönünü kaybetmek ve trafiğe doğru yürümek anlamına gelebilir.

Bir çalışmayan asansör, teknik ekip için “arıza” olabilir.

Ama tekerlekli sandalye kullanan vatandaş için kamu hizmetine erişimin tamamen kesilmesi anlamına gelebilir.

Bir eksik altyazı, bazıları için küçük bir ayrıntı olabilir.

Ama işitme engelli vatandaş için toplantının veya duyurunun tamamını kaçırmak anlamına gelebilir.

Sahadaki gerçek budur.

Erişilebilirlik Eylem Planı Zorunlu Bir Yönetim Kültürüne Dönüşmeli

Belediyeler erişilebilirlik konusunda yalnızca dönemsel projeler hazırlamamalıdır.

Her belediye kendi ilçesinin veya şehrinin gerçek ihtiyaçlarını ortaya koyan kapsamlı bir erişilebilirlik eylem planı oluşturmalıdır.

Bu planın içinde;

Hangi yolların ve kaldırımların düzenleneceği,

Hangi yaya geçitlerinin erişilebilir hâle getirileceği,

Hangi toplu taşıma duraklarında düzenleme yapılacağı,

Hangi kamu ve belediye binalarının iyileştirileceği,

Hangi spor ve kültür tesislerinin erişilebilir hâle getirileceği,

Dijital hizmetlerin nasıl erişilebilir yapılacağı,

Engelli bireylere hangi sosyal hizmetlerin sunulacağı,

Engelli ailelerine hangi desteklerin sağlanacağı,

Hangi işin hangi tarihte tamamlanacağı

açıkça belirtilmelidir.

Daha sonra vatandaşlara “Bu yıl şu kadar sorun tespit ettik, şu kadarını çözdük, şu kadarının çözümü devam ediyor.” denilebilmelidir.

İşte hesap verebilirlik budur.

Denetim Olmadan Yapılan İş Yarım Kalır

Erişilebilirlik yalnızca projelendirilmemeli; düzenli olarak kontrol edilmelidir.

Bir kaldırım yapıldıktan sonra bir daha bakılmıyorsa, birkaç ay içerisinde yeniden işgal edilebilir.

Bir rampa yapıldıktan sonra önü araçlarla kapatılıyorsa, rampa fiilen kullanılamaz hâle gelir.

Bir sesli sistem kurulduktan sonra bakım yapılmıyorsa, zamanla işlevini kaybedebilir.

Bu nedenle belediyeler erişilebilirlik konusunda yalnızca yatırım değil, bakım, denetim ve süreklilik bütçesi de oluşturmalıdır.

Erişilebilirlik bir defalık inşaat değildir.

Sürekli yaşayan bir sistemdir.

Engelli Birey Karar Masasında Olmadan Tam Erişilebilirlik Sağlanamaz
Engelli bireyler adına proje hazırlayıp engelli bireyleri o projenin dışında bırakmak doğru değildir.

Bir şehir planlanırken engelli bireyin görüşü alınmalıdır.

Bir toplu taşıma sistemi değiştirilecekse engelli birey test sürecine katılmalıdır.

Yeni bir belediye binası yapılacaksa farklı engel gruplarından vatandaşlar tasarım ve kullanım aşamasında sürece dâhil edilmelidir.

Çünkü engellilik tek tip değildir.

Görme engelli bireyin ihtiyacı ile işitme engelli bireyin ihtiyacı aynı değildir.

Tekerlekli sandalye kullanan bireyin ihtiyacı ile zihinsel veya nörogelişimsel farklılığı bulunan bireyin ihtiyacı da aynı olmayabilir.

Bu nedenle “engellilere uygun” ifadesi tek başına yeterli değildir.

Hangi engel grubunun hangi ihtiyacının karşılandığı açıkça ortaya konulmalıdır.

Engelli Aileleri Belediyeciliğin Görünmeyen Kahramanlarıdır

Engelli bireyin yaşadığı sorun çoğu zaman yalnızca onun hayatını etkilemez.

Aile de yıllarca aynı mücadelenin içerisinde yaşar.

Ulaşım, eğitim, sosyal yaşam, bakım, ekonomik güçlükler, bilgi eksikliği ve geleceğe ilişkin kaygılar ailelerin omuzlarında birikir.

Bu nedenle belediyelerin engelli politikaları aileleri de kapsamalıdır.

Ailelere yönelik danışmanlık hizmetleri geliştirilmeli, sosyal ve kültürel yaşama katılım desteklenmeli, gerektiğinde bakım ve gündüzlü destek hizmetleri planlanmalı, ailelerin bilgiye kolay ulaşabileceği mekanizmalar oluşturulmalıdır.

Çünkü güçlü bir engelli politikası, yalnızca bireyi değil, bireyin çevresindeki sosyal yapıyı da güçlendirir.

Yardımdan Daha Büyük Bir Hedef Var: Bağımsızlık

Bir engelli bireye yardım etmek değerlidir.

Fakat asıl hedef, o bireyin her seferinde yardıma ihtiyaç duymadığı bir şehir oluşturmaktır.

Bir vatandaşın otobüse binebilmesi için sürekli birilerinin onu kaldırması değil, otobüsün erişilebilir olması gerekir.

Bir görme engelli bireyin yönünü bulabilmesi için sürekli birinin koluna girmesi değil, kentin doğru tasarlanması gerekir.

Bir tekerlekli sandalye kullanıcısının bir binaya girebilmesi için dört kişinin onu taşıması değil, binanın erişilebilir olması gerekir.

Bir işitme engelli bireyin duyuruyu anlayabilmesi için yanındaki kişinin tercüme etmesi değil, bilginin baştan erişilebilir biçimde sunulması gerekir.

İşte gerçek sosyal belediyecilik budur.

Belediyelerin Başarısı Rakamlarla Değil, Değişen Hayatlarla Ölçülmeli

Bir belediyenin yıllık faaliyet raporunda kaç toplantı yaptığı, kaç etkinlik düzenlediği ve kaç kişiye ulaşabildiği elbette önemlidir.

Fakat daha önemli sorular vardır:

Kaç engelli birey bağımsız hareket edebilir hâle geldi?

Kaç erişilebilirlik sorunu çözüldü?

Kaç engelli vatandaş toplu taşımayı daha bağımsız kullanmaya başladı?

Kaç belediye tesisi gerçekten erişilebilir hâle geldi?

Kaç engelli birey spor ve kültür hayatına katıldı?

Kaç kişi meslek ve beceri programlarına ulaştı?

Kaç engelli ailesinin üzerindeki yük azaldı?

Kaç vatandaş yaptığı başvurunun sonucunu zamanında alabildi?

Kaç sorun vatandaş tekrar tekrar başvurmadan çözüldü?

Asıl başarı göstergeleri bunlardır.

Çünkü belediyecilik, yapılan işlerin sayısından çok insan hayatında oluşturduğu değişimle ölçülmelidir.

Artık Özel Gün Belediyeciliğinden Vazgeçilmeli

Engelli bireyler yılın yalnızca belirli günlerinde hatırlanacak bir toplum kesimi değildir.

3 Aralık’ta yapılan etkinlikler, 10-16 Mayıs’ta gerçekleştirilen farkındalık çalışmaları veya özel günlerde verilen mesajlar değerlidir; ancak bunlar engelli politikalarının tamamı olamaz.

Engelli birey yılın 365 günü aynı şehirde yaşamaktadır.

365 gün kaldırımı kullanmaktadır.

365 gün toplu taşımaya ihtiyaç duymaktadır.

365 gün belediye hizmetlerine erişmek istemektedir.

365 gün sosyal hayatın içerisinde yer almak istemektedir.

Dolayısıyla belediyelerin engelli politikası da 365 gün yaşamalıdır.

Artık Söz Değil, Sahadaki Sonuç Konuşmalı

Kâğıt üzerinde her şey mükemmel görünebilir.

Kanunlar vardır.

Yönetmelikler vardır.

Projeler vardır.

Komisyonlar vardır.
Bütçeler vardır.

Raporlar vardır.

Fakat engelli vatandaş evinden çıktığında kaldırımda yürüyemiyorsa, otobüse bağımsız binemiyorsa, kamu binasına erişemiyorsa, bilgiye ulaşamıyorsa veya belediyeden aldığı hizmet için sürekli bir başkasının yardımına ihtiyaç duyuyorsa, ortada çözülmesi gereken ciddi bir uygulama sorunu var demektir.

Bu, belediyelerin bütün çalışmalarının başarısız olduğu anlamına gelmez.

Tam tersine, birçok yerde ortaya konan başarılı örnekler bize doğru belediyeciliğin mümkün olduğunu göstermektedir.

Ancak iyi örnekleri çoğaltmak, eksikleri görmek ve standartları yükseltmek zorundayız.

Çünkü Türkiye’nin farklı noktalarında yaşayan engelli bireylerin ortak bir kanayan yarası bulunmaktadır:

Yasal hak ile günlük hayat arasındaki mesafe.

Bu mesafeyi kapatmak mümkündür.

Bunun yolu da engelli bireyi dinlemekten, sahaya çıkmaktan, hizmeti erişilebilir tasarlamaktan, düzenli denetim yapmaktan, sonuçları ölçmekten ve hesap verebilir olmaktan geçmektedir.

Artık belediyelerin engelli bireylere “Sizin için ne yapabiliriz?” sorusunun yanında çok daha önemli bir soruyu sormasının zamanı gelmiştir:

“Bu şehri sizin için gerçekten nasıl bağımsız yaşanabilir hâle getirebiliriz?”

Çünkü engelli bireyin ihtiyacı ayrıcalık değildir.

Lütuf değildir.

Acıma değildir.

Bir günlüğüne hatırlanmak değildir.

Engelli bireyin ihtiyacı, diğer vatandaşlarla eşit koşullarda yaşayabileceği bir şehir, bağımsız hareket edebileceği bir çevre, erişebileceği bir kamu hizmeti ve insan onuruna yakışır bir yaşamdır.

Unutulmamalıdır:

Bir kaldırım erişilebilir değilse yalnızca kaldırım eksik değildir.

Bir ulaşım sistemi erişilebilir değilse yalnızca ulaşım sistemi eksik değildir.

Bir kamu binası erişilebilir değilse yalnızca bina eksik değildir.

Bir dijital hizmet erişilebilir değilse yalnızca internet sitesi eksik değildir.

Eksik olan, o şehirdeki eşit yurttaşlık anlayışıdır.

Ve artık yapılması gereken bellidir:

Kanunları kâğıt üzerinde bırakmamak.

5378 sayılı Kanun’un ortaya koyduğu erişilebilirlik ve bağımsız yaşam anlayışını şehirlerin tamamına taşımak.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun belediyelere verdiği sorumlulukları sahada görünür hâle getirmek.

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu kapsamındaki görevleri büyükşehir ve ilçe belediyeleri arasında bir sorumluluk aktarımına değil, ortak çözüme dönüştürmek.

Engelli bireyleri karar masasına oturtmak.

Aileleri yalnız bırakmamak.

Erişilebilirliği planlamak, uygulamak, denetlemek ve sürdürmek.

Ve en önemlisi, başarıyı düzenlenen etkinliklerle değil, değişen insan hayatlarıyla ölçmek.

Çünkü engelsiz şehir, engelli bireye “Senin için de bir şey yaptık.” diyen şehir değildir.

Engelli bireyin zaten eşit yurttaş olarak yaşayabildiği şehirdir.

Yasa kâğıt üzerinde güçlü olabilir.

Proje kâğıt üzerinde kusursuz olabilir.

Raporlar kâğıt üzerinde başarılarla dolu olabilir.

Fakat gerçek hayat, kâğıda bakmaz.

Gerçek hayat sokağa bakar.

Ve sokağın bize söylediği şudur:

Artık engelli bireylerin hayatını kolaylaştıran sözlerden çok, hayatın kendisini değiştiren uygulamalara ihtiyaç vardır.

ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU REHBER KOORDİNATÖR BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU MİLLİ YÜZÜCÜ YAZAR BİLGİSAYAR YAZILIMCISI ŞAİR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ

#EngelliHakları #ErişilebilirKent #EngelsizBelediyecilik #BağımsızYaşam #EşitYurttaşlık #ErişilebilirTürkiye