SİVİL TOPLUMUN GERÇEK GÜCÜ: MAKAM DEĞİL, HAK VE HİZMET

SİVİL TOPLUMUN GERÇEK GÜCÜ: MAKAM DEĞİL, HAK VE HİZMET

SİVİL TOPLUMUN GERÇEK GÜCÜ: MAKAM DEĞİL, HAK VE HİZMET

Sivil toplum kuruluşu olmak; bir tabela, bir makam, bir unvan veya belirli günlerde yapılan birkaç etkinlikten ibaret değildir. Gerçek sivil toplum; engelli bireyin sesini duymak, sorununu anlamak, hakkını savunmak, çözüm üretmek, süreci takip etmek ve ortaya çıkan sonucu kamuoyuna açıkça anlatmaktır.

Engelli bireyler adına faaliyet gösteren bütün kuruluşları aynı kefeye koymak doğru değildir. Bu yapıların içerisinde yıllardır hiçbir karşılık beklemeden çalışan yöneticiler, personeller, gönüllüler ve hak savunucuları vardır. Onların emeğini, zamanını ve samimi mücadelesini yok saymak büyük bir haksızlıktır. Ancak aynı şekilde hiçbir kişi veya kuruluş da yalnızca “engelliler için çalışıyoruz” söylemiyle eleştiriden, denetimden ve hesap verebilirlikten muaf tutulamaz.

Sivil toplumun temel ölçüsü şeffaflıktır. Toplanan bağışların nerede kullanıldığı, alınan desteklerin hangi hizmetlere dönüştürüldüğü, hangi sorunlar için hangi kurumlarla görüşüldüğü, hangi taleplerin karşılandığı ve hangi sorunların hâlâ çözülememiş olduğu mümkün olduğunca açık ve anlaşılır biçimde kamuoyuna anlatılmalıdır. Çünkü güven, yalnızca iyi niyet beyanıyla değil; açık bilgi, somut hizmet ve hesap verebilirlikle oluşur.

Bir sivil toplum kuruluşunun görevi yalnızca sorunları dile getirmek değildir. Sahaya inmeli, engelli bireyleri dinlemeli, sorunları belgelemeli, mevzuatı takip etmeli, çözüm önerileri hazırlamalı, ilgili kurumlarla görüşmeli, gerektiğinde hukuki ve idari yolları kullanmalı ve sonuç alıncaya kadar sürecin takipçisi olmalıdır. Yapılan çalışmaların sonunda ise “Ne yaptık, ne elde ettik, ne değişti?” sorularına açıkça cevap verebilmelidir.

Devletin, belediyelerin veya siyasi makamların kapısını engelli bireylerin sorunlarını çözmek için çalmak da yalakalık değildir. Tam tersine, doğru amaçla yapıldığında bu, sivil toplumun en doğal görevlerinden biridir. Sivil toplum kuruluşları bütün siyasi görüşlerle, kamu kurumlarıyla ve yerel yönetimlerle iletişim kurabilmeli; doğru yapılan hizmetleri desteklerken yanlış uygulamaları da kimden geldiğine bakmadan eleştirebilmelidir.

Çünkü bağımsızlık, kimseyle görüşmemek değildir. Bağımsızlık; herkesle görüşebilecek kadar özgüvenli, doğruyu destekleyecek kadar vicdanlı ve yanlışa itiraz edecek kadar cesur olmaktır.

Bugün kamuoyunun artık “Kim kimin yanında?” sorusundan daha önemli bir soruyu sorması gerekiyor: “Kim engelli bireyin hayatında neyi değiştirdi?” Bir kaldırım erişilebilir hâle geldi mi? Bir kamu binasına bağımsız erişim sağlandı mı? Bir öğrencinin eğitim hakkındaki engel kaldırıldı mı? Bir engelli birey istihdam edildi mi? Toplu taşımadaki erişilebilirlik sorunu çözüldü mü? Bir ailenin yıllardır yaşadığı sorun gerçekten sona erdi mi?

Gerçek başarı, işte bu soruların cevabında saklıdır.

Sivil toplum kuruluşlarının kendi içerisindeki çalışanlarının ve gönüllülerinin emeği de aynı ölçüde önemlidir. Yıllarca sahada çalışan, evinden, işinden ve ailesinden zaman ayırarak insanlara ulaşmaya çalışan kişilerin emeği görünmez hâle getirilmemelidir. Çalışanların hakları korunmalı, gönüllülerin katkıları değer görmeli, gençlere ve yeni fikirlere alan açılmalı, yönetimler kişilerin ömür boyu sahip olduğu makamlar gibi görülmemelidir.

Sivil toplum, birkaç kişinin şahsi mülkü değildir. Dernekler ve benzeri yapılar toplum adına vardır. Bu nedenle yönetimlerde şeffaflık, katılımcılık, görev ve sorumlulukların açık olması, gençlerin önünün açılması, üyelerin söz hakkının bulunması ve yapılan faaliyetlerin düzenli biçimde paylaşılması büyük önem taşır.

Elbette her kuruluşun imkânı, çalışma alanı ve kapasitesi aynı değildir. Ancak imkânların farklı olması, samimiyetin ve hesap verebilirliğin önüne geçmemelidir. Küçük bir gönüllü çalışması bile doğru yapıldığında bir insanın hayatını değiştirebilir. Büyük bütçeler ve büyük organizasyonlar ise sonuç üretmediği takdirde yalnızca görüntüden ibaret kalabilir.

Bizim meselemiz kişilerle kavga etmek değildir. Bizim meselemiz, engelli bireylerin yıllardır karşı karşıya kaldığı sorunların artık gerçek anlamda çözülmesidir. Kim hizmet ediyorsa emeğine saygı duyarız. Kim çözüm üretiyorsa yanında oluruz. Kim hata yapıyorsa kim olduğuna bakmadan eleştiririz. Kim hakkı ihlal ediyorsa karşısında dururuz.

Çünkü engelli hakları ne bir siyasi partinin malıdır ne bir derneğin şahsi mülküdür ne de herhangi bir yöneticinin kişisel başarısıdır. Engelli hakları insan hakkıdır, hukuk meselesidir ve toplumun ortak sorumluluğudur.

Artık engelli bireylerin hayatını fotoğraflardan, açıklamalardan ve güzel sözlerden ibaret görmeyelim. Hizmeti ölçelim, sonucu soralım, emeği koruyalım, yanlışı eleştirelim ve doğruyu kim yaparsa yapsın destekleyelim.

Sivil toplumun gerçek gücü makamında değil, toplum için ürettiği değerdedir. Gerçek hak savunuculuğu alkışın peşinden koşmaz; hakkın peşinden koşar. Kapı açıldığında teşekkür eder, kapı kapandığında hakkını aramaktan vazgeçmez. Çünkü mesele hangi kapının önünde fotoğraf çektirdiğiniz değil, o kapıdan çıktıktan sonra engelli bireyin hayatında neyi değiştirdiğinizdir.

Bizim tarafımız bellidir: Makamın değil hakkın, çıkarın değil adaletin, görüntünün değil hizmetin, ayrışmanın değil insan onurunun tarafındayız.

Ve mücadelemiz, engelli bireylerin eşit, erişilebilir, bağımsız ve onurlu bir yaşam sürdürebileceği günlere kadar devam edecektir.

ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU REHBER KOORDİNATÖR BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU MİLLİ YÜZÜCÜ YAZAR BİLGİSAYAR YAZILIMCISI ŞAİR
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ

#EngelliHakları #ŞeffafSivilToplum #HakVeAdalet #ErişilebilirYaşam #SakaryalıYusuf