PAHALI DERSLERİN İNSANLARI
Eskiden insanlar bir lokma ekmekle mutlu olurdu.
Şimdi sofralar büyüdü ama huzur küçüldü.
Evler yükseldi, binalar çoğaldı, telefonlar akıllandı… Fakat insanın vicdanı, merhameti ve sadakati aynı hızla büyümedi. Günümüzün en büyük fakirliği de aslında budur. Çünkü insan artık cebindeki eksiklikten değil, ruhundaki boşluktan yoruluyor.
Bugün birçok insan sabahın köründe kalkıp gece yarılarına kadar çalışıyor. Kimi fabrikada alın teri döküyor, kimi sokakta ekmek peşinde koşuyor, kimi masa başında ömrünü tüketiyor. Ama ay sonu geldiğinde cebinde yine eksik kalan bir şeyler oluyor. Çünkü hayat artık sadece yaşamayı değil, ayakta kalmayı da pahalı hâle getirdi.
Bir baba düşünün…
Evladına mahcup olmamak için eski montunu yıllarca giymeye devam ediyor. Markete girince önce fiyat etiketine bakıyor, sonra sessizce rafı yerine bırakıyor. Eve geldiğinde ise hiçbir şey olmamış gibi gülümsüyor. Çünkü bazı insanlar aç kalmayı değil, ailesine çaresiz görünmeyi kaldıramaz.
Bir anne düşünün…
Kendi canı çektiği hâlde meyvenin en iyisini çocuğuna ayırıyor. Gece herkes uyuduktan sonra mutfakta sessizce oturup elektrik faturasıyla mutfak masrafını hesaplıyor. Kimseye belli etmiyor ama içten içe yorgun düşüyor. Çünkü annelerin çoğu ağlamayı değil, susmayı öğreniyor.
Bir genç düşünün…
Diploması var, hayalleri var, umudu var ama imkânı yok. Kapı kapı dolaşıyor, “Sizi ararız” cümlesini ezberliyor. Zaman geçtikçe sadece cebindeki para değil, içindeki heyecan da eksiliyor. Çünkü günümüzde birçok insan yorgunluktan değil, değersiz hissettirilmekten tükeniyor.
Ve ne acıdır ki bugün insanlar en büyük darbeyi düşmanlarından değil, güvendiklerinden görüyor.
Bir dost sırt çevirince…
Bir evlat anne babasını unutunca…
Bir insan menfaati bitince değişince…
İşte o zaman insanın içindeki bazı şeyler sessizce ölüyor.
Artık kimse kimsenin derdini tam dinlemiyor. Herkes konuşuyor ama az insan anlıyor. Kalabalıklar çoğaldı fakat samimiyet azaldı. İnsanlar gösteriş için yardım ediyor, paylaşmak için değil; görünmek için seviyor, gerçekten hissetmek için değil. Bu yüzden günümüzde birçok insanın evi var ama yuvası yok. Çevresi var ama güveneceği kimsesi yok.
Oysa hayat makamla, parayla, lüksle ölçülmez.
İnsan öldüğünde cebindeki parayla değil, ardında bıraktığı insanlıkla hatırlanır. Çünkü mezarlıklar zamanında “Benim param var” diyenlerle doludur. Toprak, kibirliyle mütevazıyı aynı sessizlikte kabul eder.
Bazen bir görme engelli insanın dimdik hayata tutunuşu, gözleri gördüğü hâlde şükretmeyi bilmeyene ders olur.
Bazen yürüyemeyen bir insanın sabrı, koşabildiği hâlde hâlâ mutsuz olanlara cevap olur.
Çünkü gerçek engel bedende değil, vicdandadır.
Gerçek yoksulluk da parasızlık değil; merhametsizliktir, sevgisizliktir, insanlıktan uzaklaşmaktır.
Hayat herkese bir gün mutlaka ağır bir imtihan verir. Kimi sağlıkla sınanır, kimi yoklukla, kimi yalnızlıkla, kimi de sevdikleriyle… İşte o gün insanın gerçek yüzü ortaya çıkar. Çünkü güzel günlerde yanımızda duran çok olur; önemli olan karanlık günümüzde elini omzumuza koyandır.
Bu yüzden insan; kırmamayı, hor görmemeyi, küçümsememeyi öğrenmelidir.
Çünkü bugün güçlü olan, yarın yardıma muhtaç olabilir.
Bugün gülen, yarın ağlayabilir.
Hayat döner… Dünya değişir… Ama insanın yaptığı iyilik de kötülük de dönüp yine kendisini bulur.
Belki zengin olmadık…
Belki lüks hayatlarımız olmadı…
Ama kimsenin hakkını yemeden, kimseyi ezmeden, dimdik yaşamayı öğrendik. İşte insanın en büyük serveti de budur.
REHBER KOORDİNATÖR BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU MİLLİ YÜZÜCÜ YAZAR BİLGİSAYAR YAZILIMCISI ŞAİR SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
