Hak Kâğıtta, Hayat Nerede?
Engelli bireylerin yaşadığı sorunlar artık ertelenebilecek, görmezden gelinecek veya birkaç güzel cümleyle geçiştirilebilecek bir noktada değildir. Sorunlar büyüktür. Üstelik her geçen gün yeni ekonomik, sosyal ve erişilebilirlik sorunları eklenmektedir.
Bunu en iyi, evinde engelli birey bulunan aile bilir.
Uzaktan konuşmak kolaydır. Davul çalmak, nutuk atmak, toplantılarda güzel cümleler kurmak kolaydır. Asıl mesele, bir engelli bireyin sabah gözünü açtığında karşılaştığı gerçek hayatın içine girebilmektir.
Bir annenin yıllarca çocuğunun bakımını üstlenmesini, bir babanın çocuğunun geleceğini düşünerek geceleri uyuyamamasını, bir engelli bireyin bağımsız yaşamak için ihtiyaç duyduğu teknolojiye ulaşamamasını, uygun bir tekerlekli sandalye için aylarca beklemesini, erişilebilir olmayan bir kaldırımda ilerlemeye çalışmasını, yetersiz gelirle hem yaşamını hem de ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmasını yaşamadan bu yükün ağırlığını tam olarak anlamak mümkün değildir.
Bu nedenle artık sorunu uzaktan izlemek değil, sorunun tam ortasına bakmak zorundayız.
Çünkü insan yük değildir.
Engelli birey de ailesi de toplumun kenarında bırakılacak insanlar değildir. Onlar bu ülkenin eşit yurttaşları, seçmeni, vergi mükellefi, çalışanı, öğrencisi, ebeveyni, kardeşi ve hayatın her alanında söz sahibi olması gereken bireyleridir.
SORUNLAR
1. Ekonomi büyürken engelli bireyin hayatı neden küçülüyor?
Bugün ekonomik şartların ağırlaşması, engelli bireyleri toplumun diğer kesimlerinden çok daha fazla etkileyebilmektedir.
Çünkü engellilikle birlikte ortaya çıkan bazı giderler sıradan bir vatandaşın bütçesinde bulunmayan ek maliyetler doğurur.
Medikal ürünler, yardımcı teknolojiler, ulaşım, bakım, kişisel destek, erişilebilir konut, özel eğitim, rehabilitasyon ve bazı durumlarda sürekli kullanılan yardımcı cihazlar aile bütçesine ciddi yük getirebilir.
Bu nedenle engelli bireyin ekonomik durumunu değerlendirirken yalnızca kâğıt üzerindeki gelir rakamlarına bakmak yeterli değildir.
Bir kişinin eline geçen para ile hayatını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu gerçek kaynak arasında büyük bir fark varsa, sosyal politika bu farkı görmek zorundadır.
2. Sosyal desteklerde hane değil, engelli bireyin kendi geliri esas alınmalıdır
Engelli bireyin sosyal destek hakkı değerlendirilirken en önemli meselelerden biri gelir kriterleridir.
Bir engelli bireyin hakkını belirlerken ailesinin toplam ekonomik durumunun otomatik biçimde kişinin kendi ekonomik gücü gibi değerlendirilmesi ciddi biçimde yeniden ele alınmalıdır.
Çünkü aynı evde yaşamak, aynı ekonomik özgürlüğe sahip olmak anlamına gelmez.
Engelli bireyin kendi geliri yoksa, kendi adına düzenli bir sosyal güvencesi bulunmuyorsa ve bağımsız yaşamını sürdürebilmek için desteğe ihtiyacı varsa değerlendirmede öncelikle engelli bireyin kendi geliri esas alınmalıdır.
Ailenin geliri, engelli bireyin temel haklara erişiminin önüne geçen bir engel hâline getirilmemelidir.
Sosyal devletin amacı, aile içinde bir engelli birey bulunduğu için aileyi cezalandırmak değil; engelli bireyin bağımsızlığını ve yaşam güvencesini desteklemektir.
3. Sosyal güvencesi olmayan engelli birey desteklerin tamamından yararlanabilmelidir
Bir engelli bireyin herhangi bir sosyal güvencesi veya kendi adına yeterli geliri bulunmuyorsa, yalnızca bir destek kalemine mahkûm edilmesi yerine ihtiyaçları bütüncül biçimde değerlendirilmelidir.
Engelli aylığı, bakım desteği, sağlık desteği, yardımcı teknoloji desteği ve diğer sosyal destekler birbirini dışlayan mekanizmalar olmaktan çıkarılmalıdır.
Bir engelli bireyin ihtiyacı varsa, “Bundan yararlanıyorsun, diğerinden yararlanamazsın.” anlayışı yerine kişinin gerçek ihtiyaçlarına göre desteklerin birlikte değerlendirilebildiği adil bir sistem kurulmalıdır.
Çünkü engellilik tek bir gider değildir.
Engellilik; eğitimden sağlığa, ulaşımdan teknolojiye, konuttan sosyal yaşama kadar hayatın birçok alanını etkileyebilen bir durumdur.
4. Engelli maaşı bir lütuf değil, sosyal devletin sorumluluğudur
Engelli bireye yapılan sosyal ödeme, toplumun vicdanından kopmuş bir yardım olarak görülmemelidir.
Bu destek, kişinin insan onuruna uygun yaşamını sürdürebilmesi için sosyal devletin sorumluluklarından biridir.
Ancak destek miktarı, gerçek yaşam maliyetlerinin gerisinde kalıyorsa sistemin yeniden değerlendirilmesi gerekir.
Bir engelli bireyin aldığı destek temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyorsa, yalnızca “maaş veriyoruz” demek yeterli değildir.
Önemli olan, o desteğin gerçek hayatta neye yettiğidir.
5. Bir tarafta gelir kesintisi hesabı, diğer tarafta çoklu huzur hakkı tartışması
Toplumun adalet duygusunu zedeleyen meselelerden biri de gelirler arasındaki uçurumdur.
Engelli bireyin sınırlı sosyal desteğinin hangi şartlarda kesileceği kuruşu kuruşuna hesaplanırken, aynı ülkede bazı kişilerin birden fazla görev ve kurul üzerinden birden fazla huzur hakkı veya ödeme elde edebilmesi toplum tarafından doğal olarak sorgulanmaktadır.
Buradaki mesele herhangi bir kişinin yasal hakkını hedef almak değildir.
Mesele, sosyal adaletin herkes için aynı hassasiyetle ele alınmasıdır.
Eğer bir ülkede bazı insanlar dört veya beş farklı yerden yasal çerçevede gelir elde edebiliyorsa, engelli bireyin temel yaşam desteğinin neden bu kadar kırılgan olduğu sorusu da açıkça sorulabilmelidir.
Engelli bireyler bu ülkenin fazlalığı değildir.
Onlar bu ülkenin ferdidir.
Oy kullanan yurttaşlarıdır.
Toplumun bir parçasıdır.
Dolayısıyla engelli bireylerin sayısının az olduğu düşüncesiyle sorunlarının küçültülmesi de mümkün değildir.
6. Yardımcı teknoloji lüks değil, bağımsızlığın anahtarıdır
Bir görme engelli birey için erişilebilir bilgisayar ve ekran okuyucu yalnızca bir teknoloji değildir.
O teknoloji eğitimdir.
İstihdamdır.
İletişimdir.
Bağımsızlıktır.
Bir fiziksel engelli birey için uygun bir tekerlekli sandalye yalnızca bir araç değildir.
O araç hareket özgürlüğüdür.
Bir işitme engelli birey için gerekli teknoloji yalnızca elektronik bir cihaz değildir.
O teknoloji iletişim hakkıdır.
Bu ürünlerin pahalılaşması, engelli bireyin bağımsız yaşamını doğrudan etkiler.
Yardımcı teknolojiler erişilebilir olmadığında engelli birey daha fazla başkasına bağımlı hâle gelir.
Oysa sosyal politikanın hedefi bağımlılığı artırmak değil, bağımsızlığı güçlendirmek olmalıdır.
7. Kanunlar kâğıt üzerinde güçlü, sahada neden yetersiz?
5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, engelli bireylerin temel hak ve özgürlüklerden eşit koşullarda yararlanmasını ve toplumsal hayata tam ve etkin katılımını amaçlamaktadır.
Kanunun erişilebilirlik, bakım, eğitim, istihdam ve toplumsal yaşama katılım bakımından ortaya koyduğu hedefler son derece önemlidir.
Ancak kanunların güçlü olması tek başına yeterli değildir.
Kaldırım erişilebilir değilse,
toplu taşıma bağımsız kullanılmıyorsa,
kamu binalarına erişilemiyorsa,
dijital hizmetler erişilebilir değilse,
yardımcı teknolojilere ulaşmak ekonomik olarak mümkün değilse,
istihdamda gerçek fırsat eşitliği sağlanamıyorsa,
hak ile hayat arasında ciddi bir boşluk var demektir.
Hak, yalnızca kanun maddesinde yazdığı zaman değil, vatandaş onu günlük hayatında kullanabildiği zaman gerçeğe dönüşür.
8. Aileler görünmeyen bakım sistemine dönüşmemelidir
Bir engelli bireyin ailesi, yıllarca devletin yerine geçerek bakım hizmeti veren ücretsiz bir kurum değildir.
Anne de insandır.
Baba da insandır.
Kardeş de insandır.
Onların da çalışmaya, dinlenmeye, sosyal hayata katılmaya ve kendi hayatlarını kurmaya hakkı vardır.
Yüksek destek ihtiyacı bulunan bir bireyin bakım sorumluluğunun yıllarca yalnızca aileye bırakılması hem engelli birey hem de aile açısından sürdürülebilir değildir.
Bu nedenle her yüksek destek ihtiyacı bulunan engelli birey için aile hayattayken Bireysel Yaşam ve Gelecek Planı hazırlanmalıdır.
“Ben öldükten sonra çocuğuma ne olacak?” sorusu bir annenin veya babanın kişisel korkusu olmaktan çıkarılıp sosyal devletin çözmesi gereken bir kamu politikası meselesi hâline getirilmelidir.
9. Sivil toplum kuruluşları daha fazla sorumluluk üstlenmelidir
Engelli bireylerin sorunlarını çözmek için çalışan sivil toplum kuruluşları toplum açısından son derece değerlidir.
Ancak temsil yalnızca konuşmak değildir.
Temsil; sorunu tespit etmek, belgelemek, çözüm önermek, takip etmek, sonuç almak ve alınan sonucu kamuoyuna açıklamaktır.
Engelli bireylerin artık yalnızca “sorunlarınızla ilgileniyoruz” cümlesini duymaya değil, hayatlarında gerçek değişiklik görmeye ihtiyacı vardır.
Bir derneğin, federasyonun veya herhangi bir sivil toplum yapısının başarısı yalnızca düzenlediği etkinliklerin sayısıyla değil, çözdüğü somut sorunlarla ölçülmelidir.
Şeffaflık, hesap verebilirlik ve sonuç odaklı çalışma güçlendirilmelidir.
10. Sabır artık bir politika aracı olarak kullanılmamalıdır
Engelli bireyler ve aileleri yıllardır bekliyor.
Bir düzenleme yapılacak.
Bir sistem değişecek.
Erişilebilirlik sağlanacak.
İstihdam artacak.
Gelirler iyileşecek.
Medikal ürünlere ulaşım kolaylaşacak.
Yardımcı teknolojiler ucuzlayacak.
Sorunlar çözülecek.
Fakat bekleyen insanların hayatı beklemiyor.
Çocuk büyüyor.
Anne yaşlanıyor.
Baba yaşlanıyor.
Engelli bireyin ihtiyacı değişiyor.
Ekonomik şartlar ağırlaşıyor.
Ve ertelenen her çözüm, yarının daha büyük sorununa dönüşüyor.
ÇÖZÜM YOLLARI
1. Engelli bireyin kendi ekonomik gücü esas alınmalıdır
Sosyal yardım ve destek sisteminde engelli bireyin kendi geliri temel ölçütlerden biri olmalıdır.
Hane halkının toplam geliri, engelli bireyin kendi ekonomik özgürlüğünü ve sosyal destek hakkını otomatik olarak belirlememelidir.
2. Sosyal destekler birbirinin alternatifi olmaktan çıkarılmalıdır
Sosyal güvencesi bulunmayan ve kendi geliri olmayan engelli bireyin gerçek ihtiyaçları bütüncül olarak değerlendirilmelidir.
Engelli aylığı, bakım desteği, sağlık desteği ve yardımcı teknoloji desteği kişinin ihtiyacına göre birlikte ele alınabilmelidir.
3. Gelirler yaşam maliyetine göre güncellenmelidir
Sosyal ödemeler yalnızca genel zam oranlarına göre değil, engelli bireyin gerçek yaşam maliyetlerine göre değerlendirilmelidir.
Gıda, konut, ulaşım, bakım, medikal ürün ve yardımcı teknoloji giderleri hesaplamaya dâhil edilmelidir.
4. Yardımcı teknolojiler için güçlü bir kamu destek sistemi kurulmalıdır
Engelli bireyin bağımsızlığını artıran teknolojiye erişim temel sosyal politika alanlarından biri olmalıdır.
Ürünlerin yalnızca satın alma bedeli değil, bakım, yenileme ve güncelleme maliyetleri de dikkate alınmalıdır.
5. Erişilebilirlik için yaptırım ve denetim güçlendirilmelidir
Erişilebilirlik standartlarına uymayan uygulamalar yıllarca bekletilmemeli; sorumlular ve kurumlar açık biçimde denetlenmelidir.
Bir kaldırımın, otobüsün, kamu binasının veya dijital hizmetin erişilebilir olup olmadığı tartışma konusu olmaktan çıkarılıp ölçülebilir bir kamu hizmeti standardı hâline getirilmelidir.
6. Her birey için geleceğe dönük yaşam planı oluşturulmalıdır
Yüksek destek ihtiyacı bulunan her engelli bireyin eğitim, sağlık, barınma, bakım, kişisel destek, sosyal yaşam ve ekonomik güvenliğini kapsayan bireysel gelecek planı oluşturulmalıdır.
Bu plan yalnızca aile tarafından değil, ilgili kamu kurumları, sosyal hizmet uzmanları ve kişinin kendi tercihleri dikkate alınarak hazırlanmalıdır.
7. Engelli politikaları engelli bireylerle birlikte hazırlanmalıdır
Engelli birey hakkında karar alınırken engelli bireyin kendisi masada olmalıdır.
Aileler dinlenmelidir.
Sahadaki uzmanlar dinlenmelidir.
Sivil toplum dinlenmelidir.
Çünkü sorunu yaşayan insanın bilgisi, masa başındaki istatistik kadar değerlidir.
SON SÖZ: SORUNU HALININ ALTINA SÜPÜRMEYİN
Hiç kimse engelli bireylerin sorunlarını halının altına süpürmeye kalkmamalıdır.
Çünkü halının altına süpürülen sorun ortadan kaybolmaz.
Sadece görünmez hâle gelir.
Bir gün daha büyük bir sorun olarak yeniden ortaya çıkar.
Bugün engelli bireylerin ve ailelerinin yaşadığı sorunlar gerçekten büyüktür.
Bunu en iyi ailesinde engelli birey bulunan insanlar bilir.
Uzaktan konuşmak kolaydır.
Bir toplantı salonunda sorunları anlatmak kolaydır.
Bir kürsüden güzel cümleler kurmak kolaydır.
Asıl mesele, o cümlelerin bir engelli bireyin hayatında karşılık bulmasını sağlamaktır.
Bir annenin yorgunluğunu,
bir babanın gelecek kaygısını,
bir kardeşin taşıdığı sorumluluğu,
bir engelli bireyin bağımsız olma mücadelesini,
bir medikal ürünün fiyatını,
bir yardımcı teknolojinin ulaşılamaz hâle gelmesini,
bir kaldırımın önündeki engeli,
bir toplu taşıma aracındaki erişim sorununu,
bir sosyal yardımın kesilmesi korkusunu gerçekten anlamak için gidip yaşayan insana sormak gerekir.
Çünkü sorunun sahibi konuşmadan, sorunun gerçek boyutu tam olarak anlaşılmaz.
Artık herkes üzerine düşeni yapmalıdır.
Devlet çözüm üretmelidir.
Yerel yönetimler uygulamalıdır.
Sivil toplum takip etmelidir.
Aileler yalnız bırakılmamalıdır.
Engelli bireyler karar süreçlerinin merkezinde olmalıdır.
Ve toplum, engelli bireyi yardım bekleyen biri olarak değil, hak sahibi eşit bir yurttaş olarak görmelidir.
Çünkü engelli bireyler bu ülkenin azımsanamayacak kadar büyük bir parçasıdır.
Onların aileleri de bu toplumun ayrılmaz bir parçasıdır.
Onlar yalnızca seçim zamanı hatırlanacak insanlar değildir.
Onlar yalnızca yardım kampanyalarında hatırlanacak insanlar değildir.
Onlar yalnızca özel günlerde konuşulacak insanlar değildir.
Onlar her gün yaşayan, çalışan, üreten, mücadele eden, oy kullanan ve bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olan yurttaşlardır.
Artık hedef sorunların üzerini kapatmak değil, sorunları ortadan kaldırmak olmalıdır.
Çünkü insan yük değildir.
Engellilik bir eksiklik değil, toplumun erişilebilirlik ve eşitlik sınavıdır.
Ve bu sınavdan başarıyla geçmenin yolu, engelli bireyleri yalnız bırakmamak; haklarını kâğıttan çıkarıp hayatın içine taşımaktır.
Engelli Hak Savunucusu, Rehber Koordinatör, Bağımsız Yaşam Koçu, Milli Yüzücü, Yazar, Bilgisayar Yazılımcısı, Şair
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
#EngelliHakları #BağımsızYaşam #ErişilebilirTürkiye #SosyalAdalet #EngelsizYaşam
