KARANLIK ÇÖKTÜĞÜNDE YOLU GÖSTERENLER

KARANLIK ÇÖKTÜĞÜNDE YOLU GÖSTERENLER

KARANLIK ÇÖKTÜĞÜNDE YOLU GÖSTERENLER

Deprem, Görme Engellilik ve Toplumun Değişmesi Gereken Bakışı

Deprem geldiğinde önce neyin sarsıldığını anlamaya çalışırız.

Bir bina mı?

Bir oda mı?

Bir şehir mi?

Yoksa yıllardır doğru sandığımız bazı düşünceler mi?

Sarsıntı başladığında birkaç saniye içinde hayatın bütün alışkanlıkları anlamını yitirebilir. Elektrikler kesilebilir, eşyalar devrilebilir, koridorlar sessizleşebilir, insanlar birbirlerinin sesine tutunabilir. O anda herkes için ortak bir gerçek ortaya çıkar: İnsan, hazırlıklı olmadığı bir anda kendi sınırlarıyla yüzleşir.

Fakat deprem bize yalnızca korkuyu hatırlatmaz.

Bazen hiç düşünmediğimiz bir gücü de ortaya çıkarır.

Ve o güç, her zaman gören gözlerde değildir.

Bazen yolu bilen, görmeyen kişidir.

Karanlık Herkes İçin Aynı Değildir

Elektriklerin kesildiği bir ev düşünün.

Az önce her şeyin yerini gözleriyle gören bir insan, bir anda çevresindeki görsel dünyayı kaybediyor. Masa nerede? Sandalye hangi tarafta? Kapı hangi yönde? Koridor nerede başlıyor? Önünde bir eşik var mı?

Birkaç saniye önce sıradan olan bir ev, artık belirsiz bir mekâna dönüşebiliyor.

Aynı evde yaşayan görme engelli birey ise o mekânı başka bir yöntemle tanıyor.

Adımlarıyla.

Dokunuşlarıyla.

Seslerle.

Hafızasıyla.

Yıllar içinde oluşmuş mekân bilgisiyle.

O kişi için ev yalnızca görülen bir yer değildir. Ev, zihninde kurulmuş bir haritadır.

Hangi kapının nerede olduğunu bilir.

Hangi duvarın nereye çıktığını bilir.

Koridorun yönünü bilir.

Günlük hayatında kullandığı alanları adımlarıyla tanır.

Bu nedenle elektriklerin kesilmesi, görme engelli bireyin bütün yön bulma becerisini ortadan kaldırmaz.

Tam tersine, yıllardır geliştirdiği mekân hafızası, afet anında önemli bir avantaj hâline gelebilir.

İşte toplum olarak burada durup düşünmemiz gerekiyor.

Neden bir görme engelli bireyi yalnızca yardım edilmesi gereken biri olarak görüyoruz?

Neden onun bildiklerini, deneyimlerini ve becerilerini afet planlarının dışında bırakıyoruz?

Belki de doğru soru bu değildir.

Doğru soru şudur:

“Bu insan, zor zamanlarda bize nasıl yol gösterebilir?”

Bir Deprem Anında Değişen Roller

Şimdi başka bir sahne düşünelim.

Gece.

Evde insanlar var.

Bir anda deprem başlıyor.

Eşyalar hareket ediyor. İnsanlar panikliyor. Ardından elektrikler kesiliyor.

Görsel dünya bir anda ortadan kalkıyor.

Bir süre herkes ne yapacağını anlamaya çalışıyor.

Tam o sırada görme engelli bireyin sesi duyuluyor:

“Panik yapmayın. Bulunduğumuz yeri biliyorum.”

O kişi, yıllardır yaşadığı evin planını zihninde taşıyor.

Bastonuna ulaşabiliyorsa bastonunu alıyor.

Güvenli olduğundan emin olduğu ölçüde hareket ediyor.

Ve yanında bulunan insanlara sakin bir şekilde yön tarif ediyor:

“Şimdi bulunduğumuz yerden koridora çıkacağız.”

“Önümüzde kapı var.”

“Buradan sağa döneceğiz.”

“Dikkat, burada bir eşik bulunuyor.”

“Çıkışa yaklaşıyoruz.”

Biraz önce yardım edilmesi gerektiği düşünülen kişi, şimdi başkalarına yol gösteriyor.

Gören insanlar onu takip ediyor.

Ve o an, yalnızca bir evin içinde yön değişmiyor.

Toplumun zihnindeki bir düşünce de değişmeye başlıyor.

Çünkü insanlar ilk kez şunu yaşayarak görüyor:

Görme engelli olmak, yardım edememek demek değildir.

Görme Engelli Bireyin En Büyük Güçlerinden Biri: Yaşadığı Alanı Tanımak

Görme engelli bireylerin günlük yaşamlarında geliştirdikleri mekânsal farkındalık, afet hazırlığı açısından dikkate alınması gereken önemli bir unsurdur.

Elbette her bireyin deneyimi aynı değildir.

Her görme engelli bireyin bağımsız hareket becerisi, yaşadığı ortam ve eğitim düzeyi farklı olabilir.

Bu nedenle hiçbir görme engelli birey için “Kesinlikle tek başına hareket eder.” şeklinde bir genelleme yapılamaz.

Ancak bunun tam tersi de doğru değildir.

“Görme engelliyse mutlaka başkasına ihtiyaç duyar.” düşüncesi de gerçeği yansıtmaz.

Kendi evini yıllardır tanıyan, bağımsız hareket konusunda deneyimli ve afet konusunda bilinçli bir görme engelli birey, özellikle kendi yaşam alanında çok güçlü bir mekân bilgisine sahip olabilir.

Bu bilgi, deprem sonrasında gören kişilerin görsel yönlendirme imkânını kaybettiği bir ortamda son derece değerli hâle gelebilir.

Bazen insanın sahip olduğu en güçlü harita, duvarda asılı olan değil, zihninde taşıdığı haritadır.

Beyaz Bastonun Ötesinde Bir Bağımsızlık

Beyaz baston, görme engelli bireyin bağımsızlığının en önemli araçlarından biridir.

Afet hazırlığında bastonun kolay ulaşılabilir bir yerde tutulması bu nedenle önemlidir.

Fakat baston yalnızca bir araçtır.

Asıl güç, insanın kendisine kazandırdığı bağımsızlık becerisidir.

Baston yanında olmasa bile, kendi yaşam alanını iyi tanıyan bir görme engelli birey; çevresindeki sabit noktaları, yönleri, mesafeleri ve mekânsal ilişkileri hafızasından yararlanarak değerlendirebilir.

Bu durum, görme engelli bireyin her koşulda yardımsız hareket etmesi gerektiği anlamına gelmez.

Tam tersine, afet anında güvenlik her şeyden önce gelir.

Ancak güvenlik adına yapılması gereken şey, kişinin bütün kararlarını onun yerine almak değildir.

Onun becerilerini tanımak ve gerektiğinde bu becerilerden yararlanmaktır.

Yardım Etmek Her Zaman Öne Geçmek Değildir

Toplum olarak yardım etmeyi çoğu zaman bir başkasının elinden tutup onu yönlendirmek şeklinde düşünüyoruz.

Oysa gerçek yardım bazen geri çekilip karşımızdaki insanın ne bildiğini dinlemektir.

Bir görme engelli bireyin yanında bulunan kişi, onun yerine karar vermek yerine önce iletişim kurmalıdır.

“İyi misin?”

“Bulunduğumuz yeri biliyor musun?”

“Nasıl ilerlememizi istersin?”

gibi sorular, afet anında hem güveni hem de iş birliğini güçlendirir.

Çünkü görme engelli birey yalnızca korunacak bir kişi değildir.

O da karar verebilir.

O da yönlendirebilir.

O da sorumluluk alabilir.

O da başkasının hayatını kolaylaştırabilir.

Hatta bazı koşullarda, yanında bulunan gören kişinin yön bulmasına yardımcı olabilir.

Bu anlayış, engelli bireyi küçümsemeyen; aksine onun kapasitesini kabul eden bir toplum anlayışıdır.

Afetlerde Roller Sabit Değildir

Deprem anında “yardım eden” ve “yardım alan” diye iki kesin grup yoktur.

Roller değişebilir.

Bir kişi fiziksel olarak güçlüdür.

Bir başka kişi bulunduğu binayı çok iyi tanır.

Bir başkası ilk yardım bilgisine sahiptir.

Bir başkası sakinliğiyle çevresindeki insanları toparlar.

Bir başkası karanlıkta yön bulma konusunda deneyimlidir.

Dolayısıyla afet anında kimin kime yardım edeceğini önceden yalnızca fiziksel özelliklere bakarak belirlemek mümkün değildir.

Bir görme engelli birey gören bir kişiye yol gösterebilir.

Bir gören kişi görme engelli bireye farklı bir konuda destek olabilir.

Birlikte hareket edildiğinde ortaya çıkan güç, bireysel farklılıkların toplamından çok daha büyüktür.

İşte toplumsal dayanışma tam olarak budur.

Afet Planları Engelli Bireyler İçin Değil, Engelli Bireylerle Birlikte Hazırlanmalı

Bir apartmanda, okulda, iş yerinde veya kamu kurumunda afet planı hazırlanıyorsa görme engelli birey yalnızca “yardım edilecek kişi” olarak düşünülmemelidir.

Onun görüşü alınmalıdır.

Yaşadığı alanı nasıl tanıdığı sorulmalıdır.

Güvenli çıkışlarla ilgili deneyimi dinlenmelidir.

Kriz anında hangi iletişim yönteminin kendisi için daha uygun olduğu öğrenilmelidir.

Çünkü gerçek erişilebilirlik, bir insan adına karar vermek değildir.

Onunla birlikte karar vermektir.

Afet hazırlığı da bunun dışında değildir.

Görme engelli bireyleri afet planlarının merkezine dâhil etmek, yalnızca engelli bireyler açısından değil, bütün toplum açısından daha güçlü ve daha gerçekçi bir afet kültürü oluşturur.

Belki De Bir Gün Her Şey Tersine Dönecek

Bir deprem düşünün.

Elektrikler kesiliyor.

İnsanlar karanlıkta birbirlerinin sesini arıyor.

Bir gören kişi bulunduğu yerde ne tarafa gideceğini kestiremiyor.

Yanındaki görme engelli birey ise sakin.

Çünkü o ev onun için yabancı değil.

Yıllardır yaşadığı yer.

Yıllardır bildiği koridor.

Yıllardır adımlarını attığı oda.

Yıllardır hafızasında taşıdığı yönler.

Ve o kişi şöyle diyor:

“Beni takip edin.”

Belki de o anda ilk kez bir insan, görme engelli bir bireyin gözlerine değil; bilgisine, deneyimine ve bağımsızlığına bakarak güveniyor.

İşte gerçek farkındalık budur.

Bir insanın neyi yapamadığına odaklanmak yerine, neyi yapabildiğini görmek.

Çünkü Engellilik, İnsan Olmanın Önüne Geçmez

Görme engelli birey; yalnızca görme yetisini farklı şekilde kullanan bir insan değildir.

O bir bireydir.

Kendi kararları vardır.

Kendi deneyimleri vardır.

Kendi becerileri vardır.

Kendi sorumlulukları vardır.

Ve toplumun diğer bütün bireyleri gibi, zor zamanlarda başkalarına katkı sunabilecek bir kapasiteye sahiptir.

Deprem bu gerçeği değiştirmez.

Aksine, bazen görünür hâle getirir.

Bir insanın görmemesi, onun yol bilmediği anlamına gelmez.

Bir insanın bastona ihtiyaç duyması, onun güçsüz olduğu anlamına gelmez.

Bir insanın desteğe ihtiyaç duyabilmesi, onun başkasına destek olamayacağı anlamına gelmez.

İnsan hayatı böyle kesin çizgilerden oluşmaz.
Bugün yardım eden, yarın yardım isteyebilir.

Bugün yön gösteren, başka bir gün başka birinin rehberliğine ihtiyaç duyabilir.

Önemli olan, ihtiyaç duyduğumuz anda birbirimizin insanlığını görebilmektir.

Karanlıkta Kimin Yol Göstereceğini Önceden Bilemeyiz

Belki de bu makalenin en önemli cümlesi budur:

Karanlıkta kimin yol göstereceğini önceden bilemeyiz.

Bu kişi bir mühendis olabilir.

Bir öğretmen olabilir.

Bir çocuk olabilir.

Bir yaşlı olabilir.

Bir ilk yardım eğitmeni olabilir.

Ya da toplumun çoğu zaman yardım beklediğini düşündüğü bir görme engelli birey olabilir.

Deprem, insanlara aynı anda hem kırılganlıklarını hem de birbirlerine ne kadar ihtiyaç duyduklarını hatırlatır.

Bu nedenle afet bilinci yalnızca “Nasıl hayatta kalırız?” sorusuyla sınırlı kalmamalıdır.

“Birbirimizin hangi gücünden yararlanabiliriz?” sorusunu da sormalıyız.

Çünkü afetlere gerçekten hazır bir toplum, yalnızca binalarını değil, bakış açısını da güçlendiren toplumdur.

Ve belki de en büyük dönüşüm, insanların görme engelli bir bireye baktığında artık yalnızca “Ona nasıl yardım ederim?” diye düşünmemesiyle başlayacaktır.

Belki bir gün şu soru daha güçlü hâle gelecektir:

“Acaba bu insan, zor zamanda bize hangi yolu gösterebilir?”

İşte o gün, yalnızca afet bilincimiz değil, insanlığımız da biraz daha büyümüş olacaktır.

Çünkü bazen insanın yolu gözleriyle değil, hafızasıyla bulunur.

Bazen güven, bir elin diğerini çekmesinde değil, bir insanın söylediği sakin bir cümlede saklıdır.

Ve bazen karanlığın ortasında yönünü kaybeden kişi, yolu en iyi bilen insanın hemen arkasında yürüyordur.

O insanı küçümsemeyin.

Onu yalnızca korunması gereken biri olarak görmeyin.

Onun sesini dinleyin.

Çünkü belki de depremden sonra herkesin aradığı çıkış kapısına giden yolu, karanlıkta en iyi bilen kişi odur.

ENGELLİ HAKLARI SAVUNUCUSU • REHBER KOORDİNATÖR • BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU • MİLLÎ YÜZÜCÜ • YAZAR • BİLGİSAYAR YAZILIMCISI • ŞAİR

SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
#GörmeEngellilerVeAfetBilinci
#DepremdeErişilebilirlik
#EngelsizAfetYönetimi
#ToplumsalDayanışma
#BağımsızYaşamVeFarkındalık
#EngelsizBirGelecek