“Her Ananın Doğurduğu İnsan Olur Ama Her İnsan Adam Olur mu?”
Bir Yüreğin, Bir Vicdanın ve Bir Hayatın Gerçek Tanımı Bazı sözler vardır ki…
Dilin ucundan çıkarken değil, kalbin ta derininden yankılanır. Söyleyen değil, yaşayan bilir.
Yarayı gören değil, o yaranın içine düşüp nefessiz kalan anlar.
Derler ki: “İncir ağacından oklava olmaz, mısır unundan baklava olmaz, söğüt dalından kaval olmaz… Ve en önemlisi; her ananın doğurduğundan adam olmaz.” Bu söz, duvarda çerçeveli dursun diye değil,
hayatın içinden geçmişlerin,
görülmeyen çırpınışların, duyulmayan çığlıkların,
dışlanmışlıkların, hor görülmüşlüklerin kanla, gözyaşıyla, onurla yazdığı bir gerçektir. Adam olmak…
Nefes almak değil.
Konuşmak, yürümek, görmek hiç değil.
Adam olmak; bir çocuğun başını okşarken titreyen parmaklarında, bir yetimin gözyaşına dokunurken gözlerinde, bir engellinin suskunluğunu anlayacak kadar sessizliğe saygında saklıdır. Kimi insanlar gözleriyle bakar ama hiçbir şeyi görmez.
Kimi insanlar elleriyle tutar ama kimseye ulaşamaz.
Kimi insanlar yürür ama kalbi hep geride kalmıştır.
Ve kimileri… Görmeden gören, duymadan hisseden, yürüyemeden yol alanlardır. Onlardır gerçek adamlar.
Bir bastonla karanlık sokakları arşınlayan bir görme engellinin,
“Yol verir misin?” demeden yüreğiyle yol açanlardan daha adam olduğunu kabul etmek zorundasın!
Çünkü adamlık, şatafatlı kelimelerde değil, sessizce yapılan iyiliklerdedir. Engel bir durum değil, bir sınavdır.
Ama asıl engel; bir insanın insanlığı öğrenememesidir. Yani ayakların tutabilir ama yüreğin felçliyse,
sen yürümüyorsun, sadece gölgeni sürüklüyorsun.
Bazıları gözlüksüz göremez ama
bazıları her şeyi açık açık görür de,
vicdan gözlüğü buğulanmıştır.
İşte bu yüzden,
adamlık bir isim değil, bir yaşam biçimidir. Adam olmak, kimsenin gözünü boyamak değil;
gözlerinden akan yaşa utanmadan eşlik etmektir.
Adam olmak, herkes konuşurken susmak değil;
herkes susarken doğruyu haykırmaktır.
Adam olmak, birinin elinden tutmak değil; kimsenin elini tutmadığına “Ben buradayım” diyebilmektir. Bak bir çocuk tekerlekli sandalyesiyle gökyüzüne bakıyor şimdi.
Sana bakar gibi değil,
hayata meydan okur gibi…
Ve sen, iki ayağınla yere basıyorsun ama hiçbir hayalin yoksa, kim daha özgür? Kim daha “adam”? Adamlık sadece bir bedende değil, bir duruşta, bir omuzda, bir gözyaşında, bir hayatta saklıdır. Ve bazen bir engelli, engelsiz bin kişiye ders olur.
Ama kimse fark etmez.
Çünkü kalpleri sadece göğüslerinde taşırlar, ruhlarda değil… Sana son kez soruyorum: Her doğan insan, “adam” olur mu? Yoksa adamlık;
bir annenin doğurmasıyla değil,
bir insanın vicdanıyla mı doğar?
Cevap sende…
Yüreğinde, kalbinde, vicdanında… SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ
