SUSARSAK HAKLARIMIZ KONUŞAMAZ

SUSARSAK HAKLARIMIZ KONUŞAMAZ

SUSARSAK HAKLARIMIZ KONUŞAMAZ

Sınır koymazsanız insanlar genişler. Siz sustukça yapılan yanlışlar normalleşir. Siz sorgulamazsanız başkaları sizin adınıza karar vermeye başlar. Tarih boyunca değişmeyen gerçeklerden biri budur. Haklar bir günde kaybedilmez; önce duyarsızlık başlar, sonra alışkanlık oluşur, ardından kayıplar sıradanlaştırılır.

Bugün engelli hakları alanında yaşanan birçok sorunun temelinde de bu gerçek yatmaktadır.

Yaklaşık bir yıldır sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili yazılar yazıyor, sorunları anlatıyor, çözüm yollarını dile getiriyor ve farkındalık oluşturmaya çalışıyorum. Ancak üzülerek görüyorum ki değişmesi gereken birçok noktada ciddi bir değişim yaşanmıyor. Çünkü sorun yalnızca kurumların sorunu değildir. Sorun, aynı zamanda toplumun bazı yanlışları kanıksamış olmasındadır.

Bir düşünün…

Bir çoban sürüsünü hangi yöntemle yönlendirir? Sorgulamayan, nereye gittiğini bilmeyen, önüne konulanla yetinen bir topluluğu yönlendirmek her zaman kolaydır. Toplumlar için de durum farklı değildir. Eğer insanlar araştırmaz, sorgulamaz, hesap sormaz ve katılım göstermezse, zamanla onların adına konuşanlar kendilerini vazgeçilmez görmeye başlar.

İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Engelli bireylerin sesi olmak için kurulan bazı yapılar zaman içerisinde engelli bireyleri dinlemek yerine onlara ne düşüneceklerini anlatmaya başlıyor. Temsil etmek için yola çıkanlar, zamanla yönlendirmeye başlıyor. Hizmet etmek için kurulan yapılar, zamanla hizmet bekleyen yapılara dönüşebiliyor.

Oysa temsil makamı bir koltuk değil, ağır bir sorumluluktur.

Bugün birçok engelli birey günlük yaşamda ulaşım sorunu yaşıyor. Kaldırımlarda ilerleyemiyor. Erişilebilirlik eksiklikleriyle mücadele ediyor. İstihdamda fırsat eşitliği konusunda sorunlar yaşıyor. Eğitimde, sosyal hayatta ve kamusal hizmetlerde çeşitli engellerle karşılaşıyor.

Peki bu sorunlar çözülmeden geçen yılların hesabını kim verecek?

Bir şehirde erişilebilir olmayan kaldırımlar dururken yapılan gösterişli toplantılar sorunu çözmez.

Bir salonda çekilen yüzlerce fotoğraf, sokakta yürüyemeyen bir bireyin hayatını değiştirmez.

Bir kürsüden yapılan uzun konuşmalar, iş bulamayan bir engelli gencin geleceğini kurtarmaz.

Sorunları süslemek çözüm değildir.

Sorunları konuşuyormuş gibi yapmak da çözüm değildir.

Çözüm; sorunların üzerine cesaretle gitmek, eksikleri açıkça söylemek ve sonuç almaktır.

Bugün bazı yapılar kendilerini adeta bir organizasyon şirketi gibi yönetmektedir. Sürekli etkinlikler, sürekli geziler, sürekli programlar, sürekli vitrin çalışmaları…

Elbette sosyal etkinlikler önemlidir.

Elbette insanların bir araya gelmesi değerlidir.

Ancak bir bina sadece boyayla ayakta kalmaz. Temeli sağlam değilse en parlak boya bile çatlakları gizleyemez.

Engelli hareketinin de bugün ihtiyacı olan şey yeni afişler değil, güçlü temellerdir.

Daha fazla fotoğraf değil, daha fazla sonuçtur.

Daha fazla reklam değil, daha fazla mücadeledir.

Daha fazla görünürlük değil, daha fazla hak kazanımıdır.

Çünkü gerçek başarı kürsülerde değil, insanların hayatında hissedilir.

Bir başka önemli gerçek de şudur:

Hiçbir sivil toplum kuruluşu eleştirilemez değildir.

Eleştiriden korkan bir yapı gelişemez.

Şeffaflıktan kaçan bir yapı güven oluşturamaz.

Hesap vermekten rahatsız olan bir yapı temsil gücünü kaybetmeye başlar.

Çünkü güven; sözle değil, davranışla kazanılır.

Bugün engelli bireylerin kendi içlerinde bile zaman zaman yaşadığı güvensizlik ortamının temel nedenlerinden biri budur. İnsanlar temsil edildiğini değil, yönetilmeye çalışıldığını hissettiğinde uzaklaşmaya başlar. Uzaklaşan her bireyle birlikte ortak mücadele de zayıflar.

Bu nedenle artık bazı gerçekleri yüksek sesle konuşmanın zamanı gelmiştir.

Haklarımızı başkalarının vicdanına bırakamayız.

Haklarımızı başkalarının iyi niyetine emanet edemeyiz.

Haklarımızı yalnızca birkaç kişinin insafına teslim edemeyiz.

Haklarımızın gerçek sahibi bizleriz.

Araştıran biz olacağız.

Sorgulayan biz olacağız.

Takip eden biz olacağız.

Hesap soran biz olacağız.

Çünkü hak mücadelesi alkışla değil, bilinçle kazanılır.

Bugün hâlâ değişim istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız. Sırf alışkanlık olduğu için yanlışları savunmaktan vazgeçmeliyiz. Kimin söylediğine değil, ne söylediğine bakmalıyız. Kişilere değil, ilkelere bağlı olmalıyız.

Unutulmamalıdır ki hak kayıpları bir anda gerçekleşmez.

Önce sessizlik gelir.

Sonra ilgisizlik gelir.

Ardından alışkanlık gelir.

En sonunda da kaybedilen haklar normalmiş gibi gösterilmeye başlanır.

İşte bu yüzden bugün susma zamanı değil, bilinçlenme zamanıdır.

Bugün geri çekilme zamanı değil, sorumluluk alma zamanıdır.

Bugün seyretme zamanı değil, katılma zamanıdır.

Çünkü engelli bireylerin geleceği; birkaç kişinin değil, bilinçli bir toplumun omuzlarında yükselecektir.

ENGELLİ HAK SAVUNUCUSU
REHBER KOORDİNATÖR
BAĞIMSIZ YAŞAM KOÇU
MİLLİ YÜZÜCÜ
YAZAR
BİLGİSAYAR YAZILIMCISI
ŞAİR
SAKARYALI YUSUF DURDURMUŞ